Trafiği Durdurun
2 Temmuz 2018 Pazartesi

Hakiki Dostluk

Hakiki Dostluk

Hakiki dostlar bulmak zordur derler, hepimiz hayatımızda hakiki ve iyi dostlar/arkadaşlar isteriz fakat biz kendimize dost muyuz?

Hayatımızdaki en önemli ilişki kendimizle sahip olduğumuz ilişkidir. Etrafımızdakilere kibar, ilgili ve düşünceli olmaya meyilliyiz fakat bu merhametli nitelikleri nadiren kendimize sunarız. Bir arkadaşımız, yaşadıklarını bizimle paylaşırsa, onlara en yüksek bilgeliği, merhameti ve anlayışımızı sunarız- onları kendi güçlerini ve güzelliklerini hatırlatarak güçlendiririz, onlara deneyimlediklerinin ve hayatta yaşadıklarının doğal olduğunun ve her şeyin çok iyi olacağının güvencesini veririz. Fakat biz kendimiz benzer bir konu yaşadığımızda, kendimizi eksik empatiyle, saygısızlıkla ve aşağılamayla karşılarız. Bunu yapma sebebimiz, kendimize değer vermemekten kaynaklanır. Kendimiz, başkalarıyla açıkça paylaşıp sunduğumuz o aynı merhamet ve ilgiye değer değilmişiz gibi hissederiz. Bu, zihnin kargaşasını gösterir; o, bölünmüş kişiliğin yarattığı yersiz bir ikiliktir. Merhametli olan kişi merhameti nasıl hak edemez?

Bu da ilginç bir sorunun ortaya çıkmasına neden olur: Sevilmek için ne yapmamız gerekir? Sevilmeye layık olmak için, belli bir şekilde mi davranmalıyız, belli bir şekilde mi düşünmeliyiz? Sevgiyi az ya da çok hak etmemiz için bir kıstas ya da bir gereklilik var mıdır? Çiçekler güneşin üzerlerine doğması için herhangi bir şey yapar mı? Çiçekler yağmur üzerlerine yağsın diye herhangi bir şey yapar mı? Yoksa onları güzel yapan güneş ve yağmur mudur? Sevgi bizim güneş ve yağmur versiyonumuzdur, bizi büyüten sevgidir, bizi güzel yapan sevgidir. Sevgi almak için güzel olmak zorunda değiliz- fakat aslında bizi güzel yapan sevgidir. Sevgiye değer hissetmek elimizdedir, o kendimize verdiğimiz değerle belirlenir. Bu değer zihinle ölçüldüğünde çok çarpık olur- tıpkı kendimizle ilgili algımızın gerçekten kim olduğumuzu ortaya çıkarmadığı/çıkaramayacağı ve yansıtmadığı/yansıtamayacağı gibi. Ve dolayısıyla biz zihnin saçmalıklarının ötesine geçmeliyiz- bunu anlamak için o derin sessizliğin içine girmeliyiz ve o sessizlikte sadece varolmakla anlarım – sevilmeye layığım- herkes sevilmeye layıktır. Bunu bir kez idrak ettiğimizde, sadece kelimeleri değil, bunun gerçekte ne demek olduğunu ve neyi kastettiğini deneyimlediğimizde, kalbimiz açılacak ve cömert bir sevgi akacak, hem benden içeriye, hem de dışarıya. Ve dolayısıyla ilk olarak herkesten önce kendimize dost olalım. Dünyayla paylaşmak istediğimiz iyilikleri ilk olarak herkesten önce kendimize sunalım. Başka her şey böyle yapmanın erdemiyle doğal olarak gelecektir.

Şimdi, hakiki arkadaşlık… Hakiki dostlar şimdi mevcut olmasalar da birbirlerindeki en yüce erdemleri görür. Onlar birbirlerinin hatalarını kapatırlar, birbirlerini yüceltir ve birbirlerinin bilinçlerini yükseltirler. Birbirlerinin zihinlerini açarlar fakat en önemlisi de birbirlerinin kalbini açarlar. Onlar birbirleriyle olan ilişkileri aracılığıyla birbirlerini daha iyi anlamaya çalışırlar. Onların birbirine olan sevgisi ve saygısı, uzak veya yakın olmalarıyla veya birbirlerini görme sıklığıyla belirlenmez. Onların yokluğunda, onların erdemlerini ve niteliklerini hatırlar ve onları kendimize özümseriz- aslında onlar hakkında neyi derinden takdir ettiğimizi, onların yokluğunda fark ederiz. Bu ilişki hafiftir ve beklentisizdir fakat tüm ihtiyaçlar bu ilişkide karşılanır. İsteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı azalttığı için onlar bizi sadeleştirir -isteyebileceğimiz ve ihtiyacımız olan her şeye zaten sahip olduğumuzu fark ettirir. Onların dostluğu aracılığıyla bizim ‘’Kendimizle’’ olan ilişkimiz derinleşir ve güçlenir.

Zaman öldürecek arkadaşlar değil, bizi zamanın ötesine geçiren, sohbette veya sessizlikte, yaşamla bir hissettiren arkadaşlar/dostlar aramalıyız.

Nik Haddadi

//]]>