Kişisel Yönetim
12 Haziran 2017 Pazartesi
Huzuru Yeniden Canlandırmak
12 Haziran 2017 Pazartesi

Zaman Yönetimi

Günümüzde, zamanın baskısını hisseden ya da zaman kıtlığından söz eden  insan sayısının  artmakta olduğu gözlemlenmektedir.   Modern çağımızın kalıplaşmış lafı   “ yapacak çok fazla işim var” ve “ yeterli zamanım yok “ oldu. Başka hiç bir nesil, bu kadar fazla faaliyeti , böylesine kısa bir zaman aralığına sıkıştırmaya çalışmadı. Daha fazla, daha hızlı yapmaya çalıştığımız anda zaman hızını daha da arttırıyor gibi görünüyor. Her birimizin,  kendi doğal düşünme ve yapma ritmimiz olduğunu unutuyoruz, ve başkalarının ritminin ve teknolojinin coşkun adımlarının bizi geleceğe sürüklemesine izin veriyoruz,ve tam da  bu nedenle,  sıklıkla kendi yaşamlarımız üzerinde kontrolümüz olmadığını hissediyoruz.

Aynı zamanda işleyen iki çeşit zaman olduğunu unutmaktayız – saat zamanı ve gerçek ya da deneyimlenen zaman. Saat yalnızca bir ölçü aletidir, iki olay arasındaki müddet deneyimimizi ölçmek için tasarlanmış bir insan icadı. Saat bize “gerçek” zamanı anlatmaz,  ama gene de, onu efendimiz yaparız ve ona,  birbirimize baktığımızdan daha fazla bakarız.

Gerçek zaman, sizin deneyiminizdir. Yüz bir tane yapacağınız iş olduğu zaman gün hızla geçip gider, fakat yapacak hiçbir şeyiniz olmadığını düşündüğünüz zaman daima uzayıp durur. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerini kontrol edemeyiz, bir saatin kolları ile sembolize edilen zaman parçalarını durduramayız, fakat kendi deneyimimizi kontrol edebiliriz.

Gerçek zaman yönetimi daha iyi organize olmaktan daha fazla bir şeydir. Bu ,kaçınılmaz bir şekilde bizim zihin durumumuzla, ya da bizim oluş durumumuzla ilişkilidir.Bu kısa yedi dakikalık zaman yönetimi kursunun aşağıdaki yedi bilgisi doğru zaman yönetiminin neden aslında kendini yönetme, ya da, oluş durumu yönetimi olan yaşam yönetimi olduğunu göstermektedir.

 

Bölüm 1 : KEYİFLİ ÇALIŞMA

Yaptığınız şeyden keyif alıyor musunuz? İşinizden keyif alıyor musunuz? Yaptığınız şeyden keyif aldığınız zaman ,zamanın nadiren bir problem olduğuna hiç dikkat ettiniz mi?  Yaptığınız şeyden hoşlandığınız zaman işe öylesine dalar ve içine girersiniz ki ,zamanı düşünmek için nadiren durursunuz. İşe  gitmemiz “gerektiğini“ düşünürüz çünkü işi çetin bir çalışmayla, tolere edilmesi gereken bir çeşit ağır ve sıkıcı kavramla  birleştiririz. İşin ne için olduğunu nadiren görürüz. İş nedir? Bu keyif alınması gereken bir şey midir, yoksa keyif verilmesi gereken bir şey mi? İş hakkında ,yaşamdaki “iyi şeyleri“ ödeyebilmek için gerekli bir faaliyet  olarak görmeye ve düşünmeye koşullanmışızdır. İşyerini, gitmemiz ve bir şey elde etmemiz ( genellikle para) gereken bir yer gibi görürüz. Ve pek çoğumuz kalplerimizi kapının dışında  bırakırız, ve yapmamız gerektiğini düşündüğümüz şeyi isteksizce yaparız – bir göz işte, diğer göz saatte… Bütün süreç ,birşeyler alma haline gelir ve kendimizi nadiren işe veririz. Dikkat edin, yapmayı sevdiğiniz bir şeyi yaparken , onu  sevgi, neşeve istekle yaparsınız. İşe siz neşe verirsiniz, iş size neşe  vermez. Ve bu durumda, işte,cok seyrek olarak , bir problem çıkar. Öyleyse, işte üstesinden gelmeniz gerekenler:

  Soru: Sevdiğiniz şeyi mi yapmaktasınız, yaptığınız iş kendinizi isteyereki verdiğiniz bir iş mi?
Eğer değilse, ne yapmayı seviyorsunuz, ya da keyifli bir şekilde zamanınızı, ilginizi ve dikkatinizi vereceğiniz şey nedir? ( “Yaparak “ demekle yaratıcı ya da karşılıklı iletişimle ilgili bir şeyi kastediyorum, seyretmek gibi durağan bir şeyi değil)

  Düşünce: Geçiminiz için yapmayı sevdiğiniz bir şeyi yaptığınızı düşünün, bu nasıl bir şey olurdu?

  Eylem:  Şu anda yaptığınız şeyden işte sizin daha keyifli olmanıza imkan verecek olan bir şeye geçiş  yapmaya başlamak için ne yapabilirdiniz?
(Dikkatli olun – bunun imkansız olduğunu düşünerek hemen  reddetmeyin – etrafta bilinçli olarak bakmış ve yapmayı sevdikleri şeyi bulmuş olan binlerce kişi var, ve onlar bunu yaparak geçimlerini sağlamaktalar!! Soruları sormaya üzerlerinde düşünmeye devam edin)

Bölüm 2 : İNANÇLARI DEĞİŞTİRMEK

Aslında zaman idare edilebilir bir şey  değildir, bağımsız bir varlığı yoktur. Yaşamda yalnızca olaylar vardır, ve olaylar zamanın nasıl geçtiğini belirlerler, ve bu da,  zaman yönetiminin gerçekte olay yönetimi olduğu anlamına gelir.Yaşamımızdaki çoğu olay başka insanlardır, ya da başka insanlara ilişkindir, bu da zaman yönetiminin olay yönetimi yani insan yönetimi olduğu anlamına gelir. Bununla birlikte ,başka insanları kesin bir şekilde yönetemeyiz! Yalnızca, kendimizin,başka insanlara  verdiğimiz yanıtları yönetebiliriz. Taşıdığımız en derin inançlardan biri, başka insanları kontrol edebileceğimizdir. Bu inancı büyürken anne-babalarımızın ya da öğretmenlerimizin, başkalarını kontrol etmeye çalışmalarını seyrederek öğreniriz. Fakat, gerçekte, bir başka insanı kontrol etmek imkansızdır. Bununla beraber, birbirimizi etkileriz. İşteki ilişkilerimiz, yönetilen etki olarak görülebilir. Birisine sinirlendiğimiz zaman bu,  onları kontrol etmeye çalıştığımız anlamına gelir. Ve,  başkaları,  bizim onları kontrol etmeye çalıştığımızı hissettikleri an, bizi dışarıda tutmak için önümüze çıkardıkları  engeller artar, ve bizim onları bu durumdaki etkileme ihtimalimiz  azalır. Bütün bunlar, öğrenilmiş, ama şu anda bilinçaltındaki olan, kontrol edemeyeceğimiz şeyi kontrol edebileceğimiz inancıdır. Karşılık olarak, bu başkaları ile,  ve onlar tarafından yapılması gereken işlerdeki etkinliğimizi öldürür, ve bizi, neden dünyanın bizim düzenimizde dans etmediğini merak eden, hayal kırıklığına uğramış ve sıkıntılı bir hale getirir. Bu da sonuç olarak, mantığa aykırı görünen ama, oldukça aydınlatıcı bir bilgiye dönüşür – ne kadar fazla kontrol etmeye çalışırsak o kadar az etkimiz olacaktır, buna karşılık,  başkalarını kontrol etmeye ne kadar az yeltenirsek, o kadar fazla etkimiz olacaktır.

  Soru: Yaşamınızda sıklıkla sinirlendiğiniz ya da hayal kırıklığına uğradığınız iki kişi kimdir? Onları neden kontrol etmeye çalışıyorsunuz?

  Düşünce: Kontrol etme gayretinizi olumlu bir etkiye dönüştürmek için kendinizin farklı olarak ne yaptığınız ( ya da nasıl  davrandığınız) hakkında ne görebiliyorsunuz?

  Eylem: Nerede, ve kiminle daha etkili yeni bir yanıt verme şekli deneyeceksiniz?

Bölüm 3 : DÜRÜST ŞEKİLDE YAPILAN ÖNCELİKLERİN SIRALANMASI

Eğer,  güne,  kağıt üzerinde veya kafada pek çok işle başlarsak, öncelik verme mücadelesiyle yüzleşiriz. Zamanımızı ve dikkatimizi ilk olarak ne almalı? Seçimlerimiz neler? Şimdi hepimiz biliyoruz ki zihinlerimizde öncelik duygusu yaratmakta yardım eden dört kategori vardır. Önemli, önemli olmayan, acil ve acil olmayan.

Gerçek mücadele , daha çok görevleri sınıflara  ayırmakta değil, fakat , bunu,  günün gerçeğine göre yapmaktaki dürüstlüğümüzde olur. En derin alışkanlıklarımızdan biri, önemli olan şeyi yapmaktan sakınmak için, önemli olmayan bir şeyi almak, ve bunu zihnimizde acil bir hale getirmektir. Önemli olan , genellikle odaklanmış enerji gerektiren karışık bir uygulamadır. Öğrenci sınavlarına  (çok önemli) çalışmaktan kaçınmak için bazı ailevi sorunlarla ilgili (pek te önemli olmayan) olarak bir akrabayı görmek için bir yolculuğu acil hale getirir. Bir yönetici bir ürün tetkikini (henüz o kadar önemli olmayan) çok acil yaparak ekip toplantısından (önemli) kaçınır. Baba , ofiste geç vakte kadar kalmayı (mesai yapmayı) (zorunlu olmayan) acil hale getirerek çocuklarıyla zaman harcamaktan (önemli) kaçınır. Dünyadaki bütün öncelik vermeleri yapabiliriz, fakat kendimize karşı dürüst olmadıkça,  zamanımızı ve enerjimizi nasıl harcadığımıza ilişkin bir fark olmayacaktır.

  Soru: Önemli olduğunu bildiğiniz,  fakat önemli olmayan bir şeyi acil hale getirerek kaçındığınız iki şeyi belirleyin.

  Düşünce: Bunu neden yaptığınızı düşünüyorsunuz?

  Eylem: Zihinde kendimize karşı küçük bir sahtekarlık taşımak sübtil/soyut  olarak bizim enerjimizi çeker. Kendinize karşı gerçek, kendinize karşı dürüst olmak- ve dolayısıyla kendinizi güçlendirmek için ne yapacaksınız/ yapabilirsiniz.

Bölüm 4 : ZAMAN SAVURGANLARI

Bu kesinlikle doğrudur – zaman yaşamdır. Yaşam,  bütün enerjilerimizi ( fiziksel, zihni, ruhsal) yaratıcı bir şekilde kullanma olasılıklarımızın olduğu, ve bu nedenle,  yalnızca kendi yaşamlarımızı değil, aynı zamanda başkalarının yaşamlarına olan eşsiz katılımlarımızı da yaptığımız bir zaman sürecidir. Veya, bunu,  tümüyle yıkıcı bir şekilde kullanabilir ve zamanımızı ve enerjimizi başkalarından almaya çalışarak harcayabiliriz. Zaman yaşamdır, enerjidir. Her an yaşamımızın zamanını/enerjisini nasıl harcayacağımıza/kullanacağımıza dair seçimimiz vardır. Bu seçim , kendi düşüncelerimiz ve duygularımızla , kafalarımızda başlar. Eğer, zamanımızı TV karşısında harcarsak bu,  zaman ve enerjimizi iyi kullanmak mıdır? Eğer, zamanımızı, sürekli olarak sadece başkalarını düşünerek harcarsak, bu,  yaşamımızı iyi kullanmak mıdır? Eğer, zamanımızı şikayet ederek ve başkalarını suçlayarak harcarsak, bu, zamanımızı, dolayısıyla enerjimizi ve dolayısıyla yaşamımızı ,en iyi şekilde kullanmak mıdır? Zamanın, ve dolayısıyla yaşamımızın, onu verimli bir şekilde kullanmadan geçip gitmesine nasıl kolaylıkla izin verdiğimizi görebiliyor musunuz?  Bu nedenledir ki , çoğu kişi yaşamlarını en etkin şekilde kullanamazlar. Bunu niçin yapıyoruz? Bu,  tembellik mi, çok kolaylıkla mı şaşırıyoruz, sadece kendi mutsuzluğumuzdan mı sakınıyoruz, bu,  kültürümüzün bir koşullandırması mı, başarılı olma korkusu mu, daima başkalarına mı özeniyoruz, yoksa,  yaşamımızda ,sadece gerçek odaklanmamız mı eksik? Bunlardan her hangi biri mi, yoksa bütün bu nedenlerden biraz  hepsi mi?  Bunun,   neden  olduğunu,kendiniz için, yalnızca siz bilebilirsiniz.  Soru: hangi özel durumda zaman israf ediyorsunuz? Bunun neden olduğunu düşünüyorsunuz?

  Düşünce: Zamanınızı ve yaşamınızı daha yaratıcı, faydalı ve olumlu bir şekilde kullanmak için farklı olarak ne yaptığınızı ve farklı olarak ne düşündüğünüzü görüyorsunuz?

  Eylem: Başlamak için yarın ne yapacaksınız?

Bölüm 5 : SEÇİLEN DEĞERLER

Her hangi bir anda , değer verdiğiniz şey,  sizin en çok ilgilendiğiniz şeydir. Ve,  en çok ilgilendiğiniz şey,  sizin zamanınızı ve dikkatinizi en çok ve çoğunlukla da ilk çeken şeydir;
sadece zihninizin dikkati olsa bile… Değerlerinize uygun olarak, zamanınızı , paranızı harcayağınız şekilde harcarsınız.  Bununla birlikte, çoğu kişi,  kendi değerlerinin tam farkında değillerdir, ve pek azı “bilinçli olarak” değerlerini seçerler. Bu , neden böyledir? Şartlanma, eğitim, anne-babaya ait etkiler, kültür, bilinçaltı değerler haline gelen öğrenilmiş değerlerin kaynağıdır.. Eylemlerimizi, kendi bilinçli seçilmiş değerlerimizle sıralamadığımız zaman, eylemlerimizi başka birisinin değerlerine göre sıralıyoruz demektir. Başka birisi yaşamımızı ele geçirmektedir ( ! )ve bu,  yaşamdan hoşnutluk elde etmek  için uygulanacak  en kötü formüldür. Değerlerinizi , bilinçli bir şekilde seçtiğiniz zaman, yaşam zamanınızı nasıl harcayacağınızı dikkatli bir şekilde seçersiniz. Sonuç? Yaşamınızı kendinizin yönettiğinizi hissedersiniz, “sistemin”, ya da “yaşamınızdaki etkin figürlerin, veya yaşamınızdaki geçmiş etkilerin değil. O zaman,  hedeflerinizi,  değerlerinize göre düzenlersiniz, ve işte böylece, kaderiniz , gene kendi ellerinizde olacaktır.

  Soru: Yaşamınızda neye derinine değer veriyorsunuz? (bu soruya cevap verirken zaman ayırın – en derin soyut değerlerinizi bulmanız gerekiyor – yedi maddelik bir liste çıkarın ve sonra bunları önceliklerine göre ayırın)

  Düşünce: Her bir anahtar değerinize uygun olan hedefleriniz nelerdir ve kendinizi sıraya koyulmuş bu değerlerle yaşamak için ne yaparken görüyorsunuz?

  Eylem: Eylemlerinizi değerlerinize göre sıralamak için yarın ne yapacaksınız? (dikkat – bir sürü küçük adım atmak bulunduğunuz yerden olmak istediğiniz yere büyük bir sıçrama yapmaktan daha iyidir, özellikle de taahhütleriniz ve sorumluluklarınız varsa)

Bölüm 6 : ERTELEME

Bugün bir şeyi yapmayı erteleyerek yarın daha fazla zamanımız olacağına kendimizi ne kadar da sık ikna ederiz… Bu şekilde, zamanı, bizden uzaklaşıyor gibi “gösteririz”. Ve, yarın geldiği zaman aynı şey olur – ertelemek için başka bir sebep, başka bir bahane buluruz. Bunu niçin yaparız? Çünkü, bir iç ses, kendimizi,  bunu yapacak gibi hissetmediğimizi, bir başka ses yapılacak daha önemli şeyler olduğunu söyler. Ve üçüncü bir ses bir başkasının bunu yapabileceğini, yapması gerektiğini, yapacağını söyler. Ve gene bir başka ses “hey, aldıran kim, bu o kadar da önemli bir şey değil!” der. Bu seslerden her hangi biri gerçeği mi söyler, yoksa olagelen daha derin bir şey mi vardır? Geciktirme, kaçınmanın açık bir şeklidir, fakat kaçındığımız şey bu mudur? Görevin kendisi mi? Beklediğimizden daha az olma ihtimali olan olası netice mi? Yoksa kendi içimizdeki bir şey mi? Yaşamımızdaki her iş ve her kişi, bir aynadır. Bütün ilişkilerimizin aynasında kendimizi görürüz ve kendimizin hem iyi, hem kötü, hem olumlu hem de olumsuz yönlerimizi hatırlarız.

Erteleme,  kendimizle, ya da kendimizin bir yanıyla yüzleşmek, kabul etmek, incelemek, çözmek ve değiştirmek yerine bunları görmekten kaçınmamızın bir yoludur. Bu sanki görmememizin daha iyi olduğu bir şeyi gördüğümüz zaman yapılacak gerçek bir içsel çalışma var olduğunu bilmek gibidir. Ve bu, sonucunda somut bir ödül yokmuş gibi görünen bir çeşit çalışmadır. Bu nedenle, kendimizden sakındığımızı pek az fark ederek erteleriz, geciktiririz, iş ya da ilişkilerden kaçınırız, bazen ikisini de yaparız.  Ve tahmin edin, yaşamda kaçınamayacağınız bir şey nedir?

  Soru: Ertelediğiniz bir şey nedir : a) işte b) kişisel ilişkileriniz içinde

  Düşünce: Bu şeylerden dürüst olarak neden kaçındığınızı düşünüyorsunuz?

  Eylem: Kendi erteleme taktiklerinizle yüzleşmek ve onların üstesinden gelmek için neyi yapmayı ortadan kaldıracaksınız?

Bölüm 7 : YETKİ VERMEK (DEVRETMEK)

Hepimiz yetki vermenin değerini biliyoruz. Bu, başkalarını ehil kılmanın, yükü paylaşmanın, başkalarına sorumluluk öğrenme ve alma fırsatı vermenin bir yoludur. Fakat, bunu neden daha fazla yapmayız? Neden, bazı insanlar güçlükle yetki verirler? Bu, bazılarımızın sahip olduğu, başkalarına veya belli bir kişiye belirli bir işi yapmakta güvenilmeyeceği fikrinden kaynaklanır. Fakat, bunun altında yatan,  genellikle “Ben bunun nasıl yapılacağını bilen tek kişiyim” duygusudur. Bu düşüncenin altında, bir başka düşünce vardır. “Eğer bunu yapmazsam bu görevi yapan kişi olarak pozisyonumu, ve bu nedenle de gücümün bir kısmını kaybedebilirim.“ Ve, yetki vermememizin en derin nedeni,  kendimizi görevle özdeşleştirmektir. Sanki biz görevmişiz ve görevi kaybetmemiz ya da bir başkasının görevi yapması kendimize ait bir parçayı kaybetmek (ki imkansız) ve, bu nedenle de acı ve üzüntü deneyimlemek gibi gelir. Bütün bunlar, elbette ki kendimize saygının ve kendi değerimizin yaptığımız şeye bağlı olması anlamına gelir, ki bu da, doğal olarak yok edicidir. Bunun çözümü, işteki görevlerimizden birinin, başkalarının gelişmesi ve öğrenmesine, ve ilerleyebilecekleri kadar ilerlemelerine yardım etmek olduğunu görmektir. Bu, ilişkilerimizle ilgili  en gerçek ve en değerli görevdir. Fakat, bunu gerçekten yapmayı başarmak için, önce kendimizin, öz saygımızın, dışarıdaki hiçbir şeye bağlı olmadığını, sadece içimizle  bağlantılı  olduğunu anlamaya  ihtiyacımız vardır.

  Soru: Devredebilceğinizi düşündüğünüz hangi işleri bekletiyorsunuz?
Bir başkasını bu görevi üstüne almaya teşvik etmek nasıl olur?

  Düşünce: İşi devrettiğinizi  ve artık bunu yapması gereken kişi olmadığınızı görün. Bu duyguya alışın. Zihninizde devretme sürecini prova edin.

  Eylem: Şimdi görevi seçin, kişiyi seçin, görevi yerine getirmek için neye ihtiyacı olduğunu düşünün.. ve..sadece devredin.

//]]>