Dünyayı Değiştirmenin 10 Yolu
12 Haziran 2017 Pazartesi
Melek olmaya doğru 18 adım
12 Haziran 2017 Pazartesi

Yaşam

Öz Değer ve Yaşam

Hayat bir tiyatro oyunu gibidir – siz kendi rolünüzü oynarsınız ve kendi bireysel rollerini oynayan pek çok aktörle kuşatılırsınız. Oyunda hangi sahnelerin gelmek üzere olduğunu bilmezsiniz – dolayısıyla önünüze her ne çıkacaksa bunlara hazırlıklı olmanız gerekir. Bazen bunun için gerçekten uğraşmamış bile olsanız büyük bir başarı kazanırsınız…bazen de bir şey için muazzam bir çaba sarf edersiniz – fakat işe yaramaz ve başarısızlık gibi görünür. Bazen her zaman istemiş olduğunuz şeyi başkaları elde eder –  bazen de  başkalarının başarmaya çalıştığı şeyleri siz elde edersiniz.

Bağımsız Bir Gözlemci olma Sanatı yaşamla çok dengeli bir biçimde bağlantı kurmamızı sağlar. Rolünüzü aktif olarak yapmanız  ve oynamanız gereken bazı zamanlar vardır – ve diğer zamanlar yapılacak en doğru şey sahneden geriye çekilmek ve sadece gözlemlemektir.  Sahnenin merkezinde olmaktan seyircilerin bir parçası olmaya…ve yine geriye gelecek şekilde yön değiştirebilmek. Bu, bizim, hoşlanmadığımız sahnelerden bitkin düşmeden veya hoşlandığımız kişilerin içinde kaybolmadan, yaşam sahnelerinden haz alma yeteneğini korumamızı sağlar. Meseleleri bir Bağımsız Gözlemci olarak görebilmek başkalarına yararlı olmamızı, yardım etmemizi ve  olayları başka açıdan görmemizi sağlar.

Kendi özel yaşamlarımızda oluşan olaylar için de bunu yapabilmemiz önemlidir. Örneğin – başarısızlıkla ilişkiniz nasıldır? Başarısız olmak  sizi karamsar yapar ve cesaretinizi mi kırar – yoksa bunu,  öğrenmek için bir deneyim olarak mı değerlendirirsiniz … sizi gelecek sefer için daha bilge yapan, böylece  sizi daha hazırlıklı yapan ve aynı hatayı tekrar yapmamanızı sağlayan bir deneyim olarak?

Bir deyiş vardır; ” Dünyayı olduğu gibi görmüyorsunuz – dünyayı kendi olduğunuz gibi görüyorsunuz”   Bu , meselelere bakışımızın meselelerin kendisi kadar önemli olduğu anlamına gelir. Her birimiz “Algılama” diye adlandırılan, dünyayı gözlemlediğimiz ve deneyimlediğimiz bir filtre takarız – fakat çoğu zaman filtrenin kendisine bakmak ve bunu temizlemek yerine,zihnimiz filtreden ne gördüğümüzle meşguldür… Eğer filtre kirliyse – belki de olumsuz anıların lekeleri, geçmişe ilişkin güceniklikler veya tatsızlıklardan dolayı – o zaman gördüğüm veya yaptığım her şeyi  bu renklendirecektir. Düşüncelerim, sözlerim, eylemlerim, seçimlerim, kararlarım, tutumum ve davranışlarım da aynı şekilde etkilenecektir.

Filtreyi temizlemek için zihnimin taşımakta olduğu olumsuz her hangi bir şeyi bırakmak önemlidir. Bunlar yapmış olabileceğim kendi hatalarım olabilir… veya belki başkalarının bana karşı olan yanlış davranışlarıdır. Başkalarını affedemediğim zaman, en çok acı çeken ben olurum. Bu, sanki kendim için geliştirdiğim bir kafes gibidir – bazen “Taşınabilir Hapishane Sendromu” diye adlandırılır. Böylece bu kafesi kendi etrafımda her gittiğim yere taşırım – şikayetlerle dolu bir lisanım ve şu ya da bunun için başkalarını suçlayan bir tutumum olur. Affettiğiniz zaman, bundan daha fazla  yarar sağlayan affedilenden çok affedendir. Geçmişi bırakmak ve bağışlamak ilk olarak kendime yarar sağlar. Bağışlama olmadan, gerçekten mutlu olamam.  Bunu nezle olan birinin durumuna benzetebiliriz– en lezzetli yemeği yese de bunu takdir edemez….bu nedenle acılığı veya olumsuz anıları taşımak mutluluğumu kirletir ve zihinde bir iltihap gibidir.

Yüksek Öz Değer bağışlayabilme gücünün olması anlamına gelir. Bağışlama kuvvetin bir niteliğidir – zayıf affedemez. Yüksek Öz Değer kendinizi içsel ve duygusal olarak güvende hissetmeniz anlamına gelir – böylece bağışlayınca kaybedeceğiniz bir şey varmış gibi hissetmezsiniz. Kin tutmaya veya birisinden intikam almak için fırsat kollamaya gerek olmaz.  Bırakmış olursunuz – böylece zihniniz hafif ve özgür olur…ve ilerleyebilirsiniz. Bu aynı zamanda duygusal olgunluğun bir karakteristiğidir.

Doğru Soruları Sormak
Düşüncelerimizi gereksiz olanlardan yararlı ve yapıcı olanlara yeniden yönlendirmenin en etkin yollarından birisi kendimize iyi ve etkili sorular sormaktır.Herhangi bir başarısızlık veya zorlukla uğraşırken kendimize sorduğumuz başlıca iki türde soru vardır;

Yargılayıcı Sorular:
Yargılayıcı soruların sonuçları – kötümser bir ruh hali –* tepkili, eğilmez ve yargılayıcı zihin durumu* “hücum ve savunma” şeklinde işlev gören ilişkiler.

Yargılayıcı sorulara örnekler:
• Bende yanlış olan ne var – veya bir başkasında ya da durumda ?
• Bu kimin hatası?
• Nasıl kontrollü kalabilirim?

Öğretici Sorular:
Öğretici soruların sonuçları – iyimserlik, umut ve olasılıkları olan bir ruh hali* Düşünceli, esnek ve kabullenen bir zihin durumu* İşbirlikçi ve yaratıcı işlev gören ilişkiler.

Öğretici sorulara örnekler:
• Bende doğru olan ne – veya bir başkasında ya da durumda?
• Şu andaki seçeneklerim neler?
• Hangi eylemin adımları pratik ve stratejik?
• Ne öğrenebilirim?
• Nasıl yardım edebilirim?

Bir zorluk veya başarısızlıkla karşılaşıldığında, zihin olumsuz bir duruma geçmeden önce, Öğretici Soruları hızlı bir şekilde sormak önemlidir!…. En iyi cevapları almak için….En iyi soruları sormak! “Öğrenen Durum, Olumlu şekil” için kendimizi eğitmemizin uzun zaman alacağını düşünebiliriz. Bu düşünme tarzını nasıl geliştirmeli ve doğal hale getirmeli? Bunun için uygulama yapmamız gerekir………

S.O.S.
Bir trafik polisi örneğini ele alalım. İşini etkin bir şekilde yapabilmek için, 3 adımı doğru bir düzenle attığından emin olması gerekir:

1) Geriye Çekilmek (durum alma)

2) Gözlemlemek

3) Yönetmek (yeniden yönlendirmek)

Düşüncelerimize aynı prensiplerin uygulanması gerekir- zihnin trafiği.  Eğer zihindeki düşünce trafiğini kontrol  veya rehberlik eden birisi yoksa, sonuç çeşitli kazalar, çelişki ve tam bir kaos olur!  Bunun neticesinde, gelecek için endişe duymaya başlarız, zihni şimdiki anda tutamayız ve anın tadını çıkaramayız.

Bir adım geri çekilmek, zihindeki düşüncelerden ve duygulardan bir süreliğine bir adım geri çekilmeyi deneyimlemek anlamına gelir. – Uygulamayla, kişi bunu iyi bir şekilde yapabilecektir. Gözlemlemek, basitçe tanık olmak anlamındadır. – Tıpkı bir tiyatrodaki izleyiciler gibi – kendi zihnimde neler olup bitiyor….. Yargılamadan, kavga etmeden ya da karşı koymadan, sadece gözlemlemek. Yeniden yönlendirmek ise, düşünceleri sağlıklı bir yöne iletmek anlamındadır. – örneğin, kendime bir takım Öğretici Sorular yönelterek bunu yapabilirim.  Bu düşüncelerin “Trafik Kontrol”ünü, günde iki üç defa, 3-4 dakika uygulamayı tavsiye edebiliriz. – bu şekilde, zihne olumsuz düşünme yönelimlerine kapılmaksızın olumlu bir şekilde düşünmesini öğretmek mümkündür.

Özetle, ne düşünüyorsanız, o’sunuz. – düşüncelerinize ve zihninize günlük bazda iyi bakarsanız, sonuçları da kendinize verebileceğiniz en güzel ödül olacaktır….. ve tabii sizinle irtibat halinde olan diğerlerine de…. bundan daha önemli ne olabilir ki?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

//]]>