Sessizlik
12 Haziran 2017 Pazartesi
Sessizliğin Güçlü Sesi
12 Haziran 2017 Pazartesi

Sessizlik: Bir Güç Yağmuru

Dünyadaki dış sistemlerin sarmal bir şekilde parçalanmasıyla karşı karşıya geldiğimizden, iç varoluş sistemimizle bağlantı kurmak artık şart hale gelmiştir.

Bir zamanlar güvenlik ve rahatlık alanları sağlayan sistemler, bugün savaş alanına dönmüştür ve her gün – büyük veya küçük çapta — ekonomik, sosyal ve siyasi çöküşlerle baş etmek zorunda kalıyoruz. Orta Doğu, Afrika, Avrupa, Asya ve Amerika kıtasının birçok bölgesinde sistemler dağılıyor, çünkü insanlar bir zamanlar içten inandıkları değer ilkelerine artık sadece yüzeysel bir biçimde bağlı kalmaktalar. Küresel açıdan bakarsak, bugün eylem yapan insandan çok daha fazla sayıda yalnızca konuşan insan vardır. Uçurum gittikçe büyüyor ve ancak bir zihniyet değişikliği söylenen ve yapılanla ideal ve gerçek arasında bir köprü kurabilir.

 

Nasıl hayatta kalınır? Aslında, mesele hayatta kalmak değil, hayatın nasıl yaşanacağıdır. Bireyin, toplumun ve gezegenin mutluluğu bir “sıçan yarışı” taktik sistemine bağlı değildir. Mutluluğu anlamak ile ilgilidir ve “en güçlüsü hayatta kalır”formülünü benimsemez. Bana genellikle şöyle denir: “Bu bir sıçan yarışıdır.” Ancak “Ben bir sıçan değilim!” diye haykırırım.

 

Biz insanlık ailesiyiz. “Herkes birbirini yer” kuralını kabul edemeyiz. Bizleri, varoluşun çıkarcılığının üzerine çıkaran bilinç ruhsallıktır. Ruhsallık bize eşit fırsat verir ve yaşanabilir bir hayat kurabilmemiz,  farklılıklara saygı gösterebilmemiz ve mutluluğu tadabilmemiz için yeni bir çift göz verir. Güvensizlikler hangi seviyede olursa olsun, doğuştan var olan insanlığımıza aykırı olarak acımasızlığa yol açan korkular yaratır. İsim, para, ırk, statü veya güç aracılığıyla, insanın kendisi ve başkalarının gözünde toplumsal şöhret kazanabilmesi için devamlı kör bir hırsın değerlerini aşılayan ve öven bir toplum ölüdür. Var oluşunu sürdürmek için çevresine çok zararı dokunur. Çıkış yolu sağlamak için bir kriz kaçınılmazdır.

Artık var oluşumuzun iç sistemini tekrar çalıştırma zamanı gelmiştir. İç sisteme farklı olarak ruh veya tin denmiştir, ancak hangi sözcüğü kullanırsak kullanalım, insanca yaşamamızı sağlayan tasarının içinde yer alan tek ve doğal öz enerjiyi tanımlar. Toplumlarda bazen bu sistem unutulur ve bu durumlarda, bilinci tekrar uyandırma görevi olan bireyler ortaya çıkar. Tarihte bu kişilere büyük öğretmenler denmiştir ve aydınlanmış oldukları için bizlere kim ve neden burada olduğumuzu tekrar hatırlatmaktadırlar.

Bir iç sistemin varlığını hatırlatmak her zaman gerekli olmuştur ve zaman içinde bu kadar çok ruhsal yol bu yüzden ortaya çıkmıştır. Ancak, dünyadaki dış sistemler büyük bir hızla parçalanırken, evren sanki herkese bu ruhsal sistemin önemini hatırlamaları için acil bir emir vermektedir. Bizi rahatlatan, dinlendiren ve varoluşun tükenmiş ve zarar görmüş bataryasını tekrar şarj eden bir güç yağmurunun yağmasına ihtiyaç var. Bazıları bir güç yağmuru yerine bir sele ihtiyacımız olduğunu düşünür! Evet, büyük bir miktarda iç güce ihtiyacımız var; ancak yumuşak bir biçimde harekete geçmemiz gerekiyor. Henüz yeterince olgunlaşmadan fazla eylem yapmak zarar da verebilir. Her gün küçük çapta güç toplandığında, yavaş yavaş varlığımıza güç katılır. Bunun için gereken ilk adım sessizliktir.

Yeni olan her şey düşünmeyle başlar. Birçok kişi sessizliği, kişinin kendisiyle kalabileceği sakin bir mekânı arar. Meditasyon, gittikçe daha çok duygusal, zihinsel ve bedensel saadete erişmek için uygun bir yöntem olarak görülmektedir. Meditasyon dış dünyadaki ilişkileri sağlıklı bir biçimde yürütebilmek için temel ihtiyaçlar stres, korku ve olumsuz duyguların azaltılması ve insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Her bireyin iç sistemi tekrar hayat bulduğunda, dış sistemler de iyileşmeye ve yaşam bulmaya başlar. Kendi içimize sessizlik yoluyla ulaşırız.

 

Hayatta kalma seviyesinden yaşama seviyesine geçmek için, her gün sessizlik için biraz zaman ayırmak başarılı bir yöntemdir. Bazıları sessizliğin ne olduğunu sorar. İşte birkaç alternatif görüş:

-Bir karantina alanı: gücenmeler, gerginlikler ve baskıların tohumlarını fark ederek sistemimizi onlardan temizlemeye karar vermek.

-Günlük bir temele dayanan ruhsal bir bağışıklık hali…

-Hem fiziksel, hem de zihinsel olarak sessizlik içinde dinlendiğimiz derin bir dinginlik alanı — öbür türlü, zihin ve bedeni uç noktalarına zorladığımızda, işlevlerini yerine getiremez olurlar.

-Düşüncelerime çok daha fazla açıklık getiren ve bana mutluluk ve rahatlık veren bir huzur alanı.

-Ani tepkiler yerine, insanlara ve olaylara uygun tepki vermemi sağlayan bir açıklık.

-İlahi Olan’la bağlantı kurup yenilenmeye yardımcı olan bir rahmet alanı.

Bu iç yenilenme alanı, her gün dört adım uygulayarak elde edilebilir. (Elbette başka adımlar da olabilir, ancak olayları kolaylıkla tanımlayabilmek için dört tanesini belirttim):

1) Her Gün: Uyan ve Takdir Et.

Uyandığınızda, yatak odasından çıkın, çünkü uyku titreşimleri insanı meditasyon sırasında tekrar uykulu hale getirebilir. Sessiz bir köşede otururken, ilk düşüncelerimi oluşturuyorum: “Sevgiyle ve yavaşça kendi ruhumla bağlantı kuruyorum. Huzur ve ahenkten oluşan bir varlığım. Hayatımdaki bu yeni günü takdir ediyorum, çünkü bana önüme koyup öğrenmem için yeni fırsatlar sunacaktır. Kendimle huzur içindeyim. Ben huzurum.” Bu olumlu düşünce yağmurunun altında durarak, yeni günü karşılayabilmek için güç topluyorum. Meditasyonun süresi kişiye bağlıdır, ancak en önemli unsur yoğun bir biçimde konsantre olmak ve dikkatin hiçbir şey tarafından dağıtılmasına izin vermemektir. Aksi takdirde enerji gider ve güç alamayız. Aynı düşünceleri istediğiniz kadar yavaş yavaş tekrar gelebilir ve sonra düşünmeye gerek kalmayan bir dinginliğe ulaşabilirsiniz. Bu dinginlik ruhu içsel bir mutluluk yağmuruna tutar.

2) Gündüz Vakti: Durun ve altı veya yedi kere ya da yapabildiğiniz kadar bağlantıya geçin.

Sadece bir dakika için bile olsa buna zaman yaratın. Bir dakika veya sadece otuz saniye için bile olsa duruyorum ve sessizlik içinde kendimle bağlantı kuruyorum. Bir nefes çekerek gevşiyorum ve yavaş yavaş şu düşüncelere odaklanıyorum: “Rahatlıyorum. Huzurluyum… Sakin… Özgür. Huzurluyum. Rahatlıyorum. Huzurum.” Bu düşünceler bilincime aktığında, gerginliğimi giderir. Yavaş bir biçimde, derinden söyleyip sakinleşerek, bu düşüncelerin yarattığı huzurlu gücün yağmurunu içimde hissedebiliyorum. Bu egzersiz sakin ve yoğun bir dikkatle yapıldığında, yorgunluğu yok edip tazelik verir. Özellikle zihin dinginliğini meditasyondan sonra da koruyabildiği için zihnin uykuyla yeniden enerji kazanması gibidir.

 

3) Gündüz Vakti: Kontrol edin, değiştirin ve tadını çıkarın.

Endişe, öfke, küçümseme, sınıflandırma ve kendimiz veya başkaları hakkında eleştirel yargılarda bulunma alışkanlıklarınızı kontrol edin. Ayırt edin.  Kendimle sohbet ediyorum: “Başka bir yol çiz, çünkü zaten biliyorum, böyle düşünce ve tutumlar beni sürekli aynı düşünce kalıpları içinde tutsak ediyor. Bugün kendime büyük bir iyilik yapıp, bunu durduracağım.” Karar verin, çünkü belirli kararlar olmadan, hiçbir şey iyiye gitmez. Sürekli bilinçli kalmanız, kendinize zarar veren kalıpları değiştirmenize yardımcı olur ve saygıya yer veren yeni kalıpların oluşmasına izin vererek, hem insanın kendisini, hem de başkalarını mutlu kılar.

4) Her Akşam: Değerlendirin ve Dinlenin.

Derin ve rahatlan bir uyku sağlamak için günü değerlendirin ve kendinize iki soru sorun:

Bugün neyi özellikle daha iyi yaptım?

Özellikle neyi daha iyi yapabilirdim?

Böylece kendinizde gördüğünüz değişiklikleri takdir edin ve aynı zamanda da neleri düzeltebileceğinize bakın. Olgun ve dengeli bir ilerleme kaydetmek için ikisi de gereklidir. Herhangi birine fazla yüklenmek gerçekçi olmayı engeller – ya kendinize fazla sert davranırsınız ya da “Yeterince değiştim, şimdi de sıra başkalarında!” dersiniz.

Bu değerlendirmeden sonra sessiz olup, iç sistemimle, yani bende olan asli huzurla bağlantı kuruyorum. Düşüncelerin ve günün ötesine geçip, “Ben Varım”ın bilincinde kalıyorum. Akşamları yaptığımız meditasyonda biz “om shanti” deriz. Om “Ben bir ruhum. Ben huzurum” anlamına gelir. Bu “Ben Varım” bilinci beni şimdiki ana sabitler – geçmiş veya geleceğe kaymadan, beni zamanın bu anında tutar. Anın içinde sabit kalmak tüm gerginlikleri giderir ve tüm varlığım huzurla dolar. “Mükemmel bir rahatlama içindeyim ve iyi bir gece uykusuna hazırım.” “Om shanti” meditasyonunu sabah yeni uyandığınızda ve ayrıca gün içinde birkaç dakika için durduğunuzda da uygulayabilirsiniz.

Bu egzersiz yatak odasında değil, sabah meditasyon yaptığınız köşede uygulanmalıdır. Günün sonu bereket yağmurudur. Günün son düşüncesi, önümüzdeki günün ilk düşüncesiyle bağlantılıdır. Temiz bir biçimde uykuya daldığımda, temiz bir biçimde uyanırım.

Olumlu sonuçlar sürekli yapılan pratiğe bağlıdır. Sonuç olarak, olumlu düşünce ve eylemler yaparak, daha iyi bir ben yaratın ve böylece başkaları için daha iyi bir arkadaş, daha iyi bir meslektaş ve daha iyi bir insan olun.

35 yıl önce, daha yolculuğumun başındayken, Hindistan’dan gelen 96 yaşındaki yogi Dadi Janki’nin açık ve net sözleriyle bitirmek istiyorum:

Huzur ve sessizlik arasındaki fark nedir?
Huzur içimizde istediğimiz bir şeydir. Dış dünyayı bırakıp, içeriye girdiğimizde sessizliği deneyimleriz. İçeri girdiğimizde kaybettiğimiz huzuru bulabiliyoruz. Huzuru gerçekten kaybetmedik, ancak içeride olduğunu unuttuk. Sadece sessizlik aracılıyla tekrar bulabiliriz. Huzur, durarak, sessizleşerek ve hatırlayarak gerçekleştirdiğimiz günlük bir yolculuktur.

Sözleri, bana Yunancada “hakikat” anlamına gelen “alithea” sözcüğünü hatırlattı. Bu sözcük bire bir çevrildiğinde “unutmamak” anlamına gelir – her gün kim, nerede ve neden olduğumuzu hatırlamak. Bu bilinç, bizi doğru alanda tutar ve etrafımızda ne oluyorsa olsun, kendimize güvenmemizi sağlar. Sessizlik içinde olduğumuzda, hatırlama durumuna geçeriz. Yenileme, iyileştirme, barıştırma, umut ve ileri görüş için enerji yaratan deneyimi bu hatırlama sağlar.

Anthony Strano

//]]>