Kendinizi Kim veya Ne gibi göstermeye çalışırsınız?
12 Haziran 2017 Pazartesi
Zor Kullanmayı Bırakalım!
12 Haziran 2017 Pazartesi

Ruhsal Bağışıklık

Öteki’ Bağışıklık Sisteminiz Çalışıyor mu?

Bedenimizin sağlığı için milyonların, hatta milyarların harcandığı garip bir dünyada yaşıyoruz. Oysa kıyasladığımızda, kendimizi iyi hissetmek için harcanan para çok azdır. Birbirlerine çok yakın olsalar bile, ‘sağlık’ ve ‘iyi hissetmek’ aslında çok farklı şeyler. Maalesef birçoğumuz, bu ikisini karıştırıyoruz ve sadece çok az sayıda insan, iyi hissetmenin bedensel sağlıktan önce geldiğini anlıyor. İyi hissetmenin önemini kavrasak bile, bunu çoğu zaman hayatımız boyunca verdiğimiz kararlar ve yaptığımız seçimlerde uygulamıyoruz. Varlığımızın huzurunu ihmal edersek, sadece ‘meşgul bedenler’ haline geliriz!

 

Sonuç olarak, iyi hissetmeyi hangi boyutta ve ne kadar sık baltaladığımızın farkına bile varmıyoruz. Sebep ise genellikle, ortası delik bir eğitimin sonucudur! Bu deliğin adı ‘kendini anlamak – öz anlayış‘tır. Kimse bize nasıl düşünmemiz ve kendimizi nasıl anlamamız gerektiğini, neden böyle hissettiğimizi ve birçok kararımızı iyi hissedebilmenin nasıl etkileyeceğini öğretmiyor.

 

KENDİNİ İYİ HİSSETMEYEN biri örneğin şu belirtileri gösterebilir – stresli, huysuz, eleştirel, kızgın, savunmacı, direnen, içine kapanık, depresif ve ortada bir sebep yokken genelde mutsuz!

 

Oysa KENDİNİ İYİ HİSSEDEN biri, büyük ihtimalle şu özellikleri gösterir – mutlu, rahat, açık, sıcak, kabul eden, uyumlu, istekli, coşkulu ve ne olursa olsun iyimser bir yaklaşım.

 

Bazı insanlar sağlıklarını kaybetseler bile, kendilerini iyi hissetme yeteneklerini kaybetmezler. Diğer bazıları ise tamamen sağlıklıdır, ancak neredeyse her zaman kendilerini kötü hissederler!

 

Hastalığın ve Kötü Hissetmenin Asıl Sebebi

Zevk veya acı, iyi veya kötü, yüksek veya alçak gibi kaba ölçütlerin ötesine geçemeden büyüdüğümüz için hissettiklerimizi anlamıyoruz. Zihnimizin efendisi ve duygularımızın yaratıcısı olabilmek için ne yapmamız gerektiğini öğrenmeden büyüyoruz. Stres ve mutsuzluğumuzun sebeplerini anlamadan büyüyoruz. Yetişkinliğe eriştiğimizde, zihinsel ve duygusal mutsuzluğumuza ‘inanç sistemlerimiz’ in sebep olduğunu hala anlamamış oluyoruz. Bütün bunlar, hayatımızın sonuna kadar büyük bir ihtimalle mutsuz yaşayacağımızı garanti etmektedir. İçimizdeki sıkıntıyı gidermek için yeni yollar keşfetmemize rağmen, mutlu olmak için yaptıklarımızın aslında daha sonra yine mutsuzluğa neden olacağının farkına varmıyoruz!

 

Ebeveyn ve öğretmenlerimiz, stresi hoş gördükleri ve hatta onun normal ve doğal olduğunu bizlere öğrettikleri için, acı çekmenin hayat yolumuzun sakınılmaz bir parçası olduğunu kabul ederiz. Tüm stresi kendimizin yarattığının farkına vardığımızda bile, kendilerini değişik biçimlerde gösteren mutsuzluklara o kadar alışırız ki, sürecin doğal bir parçası olduklarına inanırız.

 

Ama şimdi artık biliyoruz! En azından aramızdan daha çok kişi, deliği kapatmak için ne yapmamız gerektiğini anlamaya başlıyor. Bilgisayar başında birkaç tıklamayla, tüm bedensel hastalıkların belirti ve tedavileri hakkında anında kapsamlı bilgi edinebiliyoruz. Aynı şekilde, en derin anlayış ve bilgeliğe anında ulaşarak, kötü hissettiğimiz tüm anların sebeplerini farkındalığımızı uyandırarak öğrenebiliriz. Hastalık, ‘ağrı’ ile ortaya çıkan ‘süreçtir’. Oysa kendimizi kötü hissettiğimizde, bilincimizde zihinsel veya duygusal seviyede ‘acı çekeriz’. Hastalık bedensel sağlığımızı baltalar. Buna bedenin bir hastalığı deriz. Kendimizi kötü hissetmemiz, kendi zihinsel ve duygusal sağlımızı baltaladığımız anlamına gelir. Buna, ruhun hastalanması diyebiliriz.

 

Beden, nasıl kendi sağlığını korumak için bir bağışıklık sistemine sahipse, aynı şekilde, bilinçli ve ruhsal varlıklar olduğumuzdan, iyi hissetmek için tasarlanmış bir bağışıklık sistemine de sahibiz. Ancak, bedensel bağışıklık sistemimiz hayatımızın her anında kendiliğinden çalışırken, ruhun bağışıklık sisteminin her gün bilinçli bir biçimde harekete geçirilmesi gerekir.

 

Bunu yapmak için, onun ne olduğunu ve nasıl çalıştığını anlamalıyız. Ancak ondan sonra, kendimizi iyileştirmeye başlayabilir, bu durumu sürdürebilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Bu doğal olarak, hem bedenimizin ‘sağlığı’, hem de ilişkilerimizin uyumlu olması için yararlıdır.

 

‘Öteki’ bağışıklık sistemine merhaba!

 

 

HEPSİ Enerjiyle ilgili

Hem fiziksel sağlığımız, hem de kendimizi iyi hissetmemiz, enerjinin ‘etkisine’ bağlıdır. Bedenimiz hastalandığında, bedenimizin bazı parçalarının hücresel enerjisi öyle etkilenir ki, değişime uğrar ve asıl halini kaybeder.

 

Bir grup arkadaşla oturduğunuzu hayal edin. Başkalarıyla birlikte olmanın coşkusunu yaşarken, onlarla mutlu bir biçimde sohbet edip kendinizi olumlu ve coşkulu hissediyorsunuz. Devamlı hep birlikte kahkahalar atıyorsunuz. Bu sağlıklı, mutlu ve uyumlu bir ilişkidir. Sonra Bay Huysuz geliyor. Bay Huysuz kızgın. Biraz önce, onun ‘öfke düğmesine’ basmış olan biriyle bir sorun yaşamıştır. Grubun sohbetine katılıp, şikâyet ve dırdır etmeye başlar. Kendi öfkesini gruba geçirmeye ısrarlıdır. Birden grubun enerjisi karanlık bir hal alır. Kahkahalar söner. Gülümsemeler yok olur. Havaya ağırlık çöker. Grup hastalanmıştır! Grubun tüm enerjisine nüfuz eden kötü bir duygu oluşmuştur. Bay Huysuz sanki grubun enerjisini anında etkileyen bir virüs veya bir enfeksiyon gibidir.

 

 

Viral Enfeksiyonlar

Asıl halinden sapmış bir enerji, virüs veya yanlış bir bakteri olarak bedenimize girdiğinde (bedenimizde zaten onlardan bir sürü barındığını biliyoruz) bedenin hücresel enerjisini ‘etkiler’. Bazı hastalıklar daha önemsiz ve geçici, bazıları da daha etkili ve kalıcıdır. Bilincimizin içinde, ‘hastalığın verdiği ağrıyı’ deneyimlemeyiz ama kötü hissettiğimiz an ve dönemlerde bilincimizde ‘acı çekeriz!’ Bu tür anlar, hafif rahatsızlık duygusundan, aşırı öfke ve korku gibi duygusal kargaşaya kadar değişkenlik gösterebilirler. Kötü hissettiğimiz her anda, viral bir enfeksiyon etkisi ortaya çıkar. Bilincimizin ve ruhumuzun içine sızan virüsü ise ‘inanç‘ olarak tanımlarız. ‘Viral inançlar, ‘ bilincimizin enerjisini ‘ saptırıp çarpıtır. Bunun sonucu olarak, değişik biçimlerde duygusal kargaşa yaratıp deneyimleriz. Başka bir deyişle, acı çekeriz veya mutsuz oluruz!

 

 

Beden Ve Bilinç

Farklı ‘virütik inançlar’ sonucu ortaya çıkan başlıca on iki bilinç hastalığı vardır. Bedenin hastalıklarına benzeyen özellikler taşırlar. Ancak, hangi inancın ruhumuzdaki hangi hastalığa sebep olduğunu belirlemek için, bedenimizin enerjisinin ruhsal enerjiden farklı olduğunu iyice anlamamız gerekir. Biri maddi ve görülen bir enerjiyken, diğeri fiziksel değildir ve görülemez. Fiziksel bedenimizin enerjisi yer ve zamana bağlıdır; oysa bilincin veya özün ruhsal enerjisi yer ve zamanın ötesindedir. Fiziksel şeklimiz doğar, büyür ve ölür; oysa ruhumuz, yani özümüz, hiçbir zaman büyümez ve hiçbir zaman da ölmez. Bu yüzden, bazen özün büyümesini kastederek ‘kişisel büyüme’ dediğimizde aslında bir tezatlık kullanıyoruz, çünkü bu iki sözcüğün bir arada kullanılması mümkün değildir. Ancak, bu da başka bir derstir! Aynı bedenimizin enerjisi gibi, bilincimizin enerjisi de ‘inançlar’ aracılığıyla kirlenebilir! Biz büyüdükçe ebeveynlerimiz bedenimizi nasıl besliyorlarsa, biz de ebeveyn, öğretmenler ve toplum tarafından beslenerek, onların inanç ve inanç sistemlerini benimsiyoruz. Çocukken, sofrada sunulan yemeklerin genellikle hepsini kabul etmemize rağmen, çoğu kez asla yemediğimiz yemekler de olmuştur. Ancak, çocukken belli inançların sonuçlarını idrak etme yeteneğimiz henüz gelişmediği için, beslendiğimiz tüm inançları hakikat olarak kabul etme eğiliminde oluruz. Ve işte bu noktada işler sarpa sarar!

 

Başka inançları benimseyip gerçek sanarak, kendi inançlarımız olarak kabul ettiğimizde, kendi inanç sistemlerimizi yaratmaya başlarız. Sonuç olarak, inançlarımızın peşinden körü körüne gittiğimizde veya inançlarımızı olası tehditler karşısında savunduğumuzda veya onları başkalarına dayatmaya çalıştığımızda, hastalık anları yaratırız. Ancak, bu inanç ve hastalık arasındaki bağın farkında değiliz. Kimse bunun farkına varmamız için yardım da edemez, çünkü herkes çoğunlukla aynı hataları geçmişte kendi yaptı ve hala yapıyor. Mutsuzluğumuzun sebebi olan bir sürü ruhsal hastalığı nasıl farkında olmadan kendimizin yarattığına dair birkaç örnek…

 

 

Mükemmeliyetçiliğin Belirtileri ve Tedavisi

Her hastalığın ilk belirtisi duygusal seviyede ortaya çıkar veya doğrudan ‘hissedilir.’ Örneğin, mükemmeliyetçi biri ‘mükemmeliyetçilik’ yüzünden ıstırap çeker ve bu yüzden sık sık sinirlenir. Cildimiz dış etkenlere bazen nasıl tepki verip, tahriş oluyorsa, mükemmeliyetçi biri de, tam olarak istediği veya beklediği gibi olmayan bir dünyada yaşayamadığı için kendini yıpratır. Dünya hiçbir zaman onun olması gerektiğine inandığı gibi olamaz. Mükemmeliyetçiliğin tedavisi üç basamaktan oluşur.

 

Öncelikle, öfke ve hayal kırıklığı gibi duyguların varlığı ve bu duyguların kişinin kendisi tarafından yaratıldığı hakkında farkındalık ve tanıma gerekir. Sonra,”işler tam olarak böyle olmalı, süreçler aynı böyle gelişmeli, insanlar aynı böyle davranmalı, herhangi bir metodun uygulanmasının sonucu… Mükemmel olmalıdır” gibi düşüncelerin, ‘virütik inançlar’ olduklarını ve bilincimizin işleyişinden kaynaklandığını anlamamız gerekir. Diğer bir deyişle, derin bir inanç, mükemmel bir sonuç beklentisi yaratır. Ancak şu gerçekleri anladığımızda tedavisi mümkündür:

  1. a) dünya ve insanlar oldukları gibi hareket eder, değişir ve var olurlar.
  2. b) yaşam ve ilişkiler, özellikle ilişkiler, şu zamanda karmaşa içindeler!

3) Sonuç olarak, bir duruma veya bir kişiye uygun bir reçete olarak verilebilecek doğru veya mükemmel bir yol yoktur. Bu gerçek tam olarak anlaşıldığı, benimsendiği ve ona göre davranış sergilendiğinde, mükemmeliyetçi kişinin bilincindeki enerji değişime uğrar. Hastalık gider ve ruhu iyileşir!

 

Üç Hareket

Bedenin bağışıklık sistemi, aslında iyileşme süreci boyunca üç dinamiğe sahiptir: belirtilerin tanınması, sebebin belirlenmesi ve tedavinin olumlu sonucu. Benzer biçimde, ruhun bağışıklık sistemi üç harekete sahiptir: hasta duyguların farkına varılması, hastalığın sebebi ve tedavisini anlama ve tedavi uygulandığında bilincin enerjisinin dönüşümü. Fırsat verildiğinde, bedenin genellikle kendini iyileştirebileceğine inanırız. Benzer bir biçimde, ‘özümüze’ fırsat tanıdığımızda, yani farkındalığımızı geliştirmek için yer ve zaman ayırdığımızda, hastalıklı alışkanlıklarımızın hepsini iyileştirebiliriz! Şimdi başka bir örnek verelim.

 

 

Eklemleri Rahatlatmak!

Artrit, bedeni etkileyen yaygın bir hastalıktır, özellikle daha ileri yaş grupları arasında görülür. Aynı zamanda ruhun, yani bilincin çoğunlukla hayatın ileri dönemlerinde ortaya çıkan bir hastalığıdır da. Fakat her zaman değil. Bazen, sanki baştan beri oradaymış gibidir! Bedenin eklem yerleri nasıl sertleşir ve hareket ettiğimizde ağrırsa, düşünce, yani inançlarımızda da katılaşma olur. Yeni düşüncelere, yeni öğretilere ve yeni anlayışlara yeteri kadar açık olabilmek için bilincimizi harekete geçirmek bize acı verir. Bu ‘ruhsal artrit’ dediğimiz hastalığın en açık belirtilerinden birisi, bizden daha çok bilen, zihni genişletmek ve yeni bakış açıları keşfetmek için bizlere yardım eden kişilere gücenmektir. “En iyi yolu ben bilirim, bu tek çaredir, ben hayatım boyunca hep öyle yapmışımdır veya öyle düşünmüşümdür ve bu bugün de böyledir”gibi düşünceler çok sık ortaya çıkar. Başkalarının bakış açılarına karşı dirençli bir tepki oluşur ve bu zamanla öyle bir hale gelir ki, diğer kişi tamamen umursanmaz olur.

 

Ta ki, artriti olan ruh bir gün, kendi gücenikliğinden bıktığını, kendine acı çektirmekten yorulduğunu ve muhtemelen arkadaşları olmadığı için yalnız olduğunu anlayana kadar! Bir anda, tek bir doğru düşünce veya inancın olmayacağının, bir şeyi anlamak için her zaman farklı yolların ve öğrenmek için hala zamanın olduğunun, değişmek için hiçbir zaman geç olmadığının farkına varır. İşte o zaman kendini açar, bir merak uyanır ve eski katılığın yerini zamanla yeni bir esneklik alır. Ruh iyileştiğinde, içsel değişim başkalarıyla olan ilişkilerde ortaya çıkar ve bu yeni tutum ve davranışların değişimi hem görülür, hem de hissedilir. Ruhsal artrit olarak bilinen hastalık iyileşmiştir!

 

Hepimizin çektiği başlıca on iki ruhsal hastalık vardır; ruhsal astım, ruhsal diyabet ve ruhsal hazımsızlık bunlara dâhildir! Bunun anlamı, hepimizin bilincimizde yarattığı ve birçok acıya yol açan on iki tane hastalığın bulunmasıdır. İyileşme süreci de her birimiz için aynıdır. Belirtileri, yani sıkça ve derinden hissettiğimiz duyguları, kendimizin yarattığının farkına varırız. Her zaman bilincimizin içinde taşıdığımız ‘virütik bir inancın’ sebep olduğunu anlarız. Bu inancın doğru olmadığını idrak ettiğimizde, bizi acı çekmekten kurtaran ‘gerçeğin’ farkına varırız.  Bu gerçeği bilinçli olarak tekrar benimsediğimiz ve ona göre davrandığımızda, bilincimiz veya özümüz olan enerji dönüşür.

 

Ruhun bağışıklık sistemini harekete geçirerek, tüm hastalıkları yok edip, bilincimizi, yani varlığımızı sürekli olarak sağlıklı tutabilmemiz mümkündür. İstediğimiz zaman gevşeyebildiğimizde, dünyayla barış içinde olduğumuzda, başkalarına duyarlı ve şefkatle yaklaştığımızda, yaşamı olduğu gibi kabul ettiğimizde ve DÜNYA ADINI VERDİĞİMİZ BU GEZEGENDEKİ YAŞAMDA, bu muhteşem gösteride, bu büyük oyunda oynamaya davet edildiğimizde, karşılık beklemeden verebildiğimizde, tekrar iyileştiğimizi anlayabiliriz!

 

 

 

RUHUN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Farkındalıktan Anlamaya ve Dönüşüme Yolculuk

(Kısaltılmış Şekli)

Mike George

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

//]]>