Gerçek Sevgi
12 Haziran 2017 Pazartesi
Öz Değer
12 Haziran 2017 Pazartesi

Öfke Yönetimi

Öfke öyle güçlü bir duygudur ki yıllar içinde oluşturduğunuz birşeyi bir anda yok etmenize neden olabilir; tüm kariyerinizi silebilir, ilişkilerinizi mahvedebilir ve zihinsel enerjinizi tüketebilir. Öfke en tehlikeli, fakat anlaması en kolay olan duygulardan birisidir. Bununla birlikte, bunun kökeninin ve nedenlerinin araştırmasına dalmadan önce, bunun kendi eserimiz olduğunu kendimize daima hatırlatmamız hayatidir. Bu, etrafımızda algıladığımız, etrafımızda olup bitenlere verdiğimiz karşılığın bir parçası olarak, kendi yarattığımız bir duygudur. İleride göreceğimiz gibi, aynı diğer bütün duygu durumlarında olduğu gibi, sanki öyle yapıyorlarmış gibi görünse de, aslında hiç kimse bizi öfkelendiremez.

Öfke aynı zamanda çok ıstırap verici bir duygudur ve biz bunu yarattığımız zaman acı çekeriz. Gene de, pek çok kişi, bazen, kızmanın iyi olduğunu düşünür. Hatta sağlıklı olduğunu bile düşünürler. Fakat gerçekte, öfkenin bazen öldürdüğünün kanıtı artmaktadır. Bu, psikosomatik durumlarda, kalp krizi ve kansere doğrudan bağlıdır, ve zamanımızda öfkelerini anlamaya  ve dönüştürmeye yardım ederek hastalarını tedavi eden pek çok klinik vardır.

Bu öldürücü duygu ailesi hakkında bir şeyler yapmaya başladığımızın daha fazla kanıtı, sayısı artmakta olan öfke yönetimi kurslarıdır. Yirmi yıl önce, bir öfke yönetimi kursuna devam etmek duyulmamış bir şeydi. İşte 7 bölümden oluşan bir  Öfke yönetimi ve Öfkeyi Önleme Kursu. Keyfine varın!

Yazıyı okuyun ve okuduğunuz bilgi üstünde düşünün.

Soruyu yanıtlayın

Zihninizde düşünce ile oynayın

Hangi eylemi yapacagınıza ve onu nasıl gerçekleştireceğinize karar verin

Sonucu değerlendirin ve ne öğrendiğinizi tanımlayın

 

– Bölüm 1: HER YERDE ÖFKE
Dünya öfke içinde.  Her gün, dünyada öfke artışının tırmanan kanıtını görmekteyiz. Öyleyse, öfke nedir ve neden ortaya çıkar? Ya da, bunu neden her zamankinden daha fazla yaratmaktayız? Basit. Öfke, yapmalarını istediğiniz bir şeyi yapmayanlara, ya da yapmalarını istemediğiniz bir şeyi yapan kimselere verdiğiniz yanıttır. Bu “kimse” bir birey, ya da bir bireyler topluluğu  olabilir. Ya da  belli bir durum sizin istediğiniz şekilde, ihtiyacınız doğrultusunda veya umduğunuz gibi olmadığında öfkeye  “bir şey” de neden olabilir. Tamamının değilse bile çoğunun kökündeki neden, öfkenin, bir şeyi belli bir şekilde olan/yapan, ya da tersine, bir şeyi belli bir şekilde olmayan/yapmayan bir kişi imajına bağımlılık olmasıdır. Dünyadaki olayları izlerken, bir milletin diğerine karşı eylemlerine kızarız, birazı çoğuna karşı, ve çoğu birazına karşı vb. Bunun nedeni; a) biz meselelerin oldukları şekline bağımlıyız,  b) taraflardan birisinin deneyimlediği acı ile özdeşleşiriz ve bu acıyı kendimiz hissederiz (aslında bunu sempatiyle yaratırız) ve yanıtımız üzülmek olur. Öfke duygudur. Görmediğimiz ve anlamadığımız şey yalnızca kendimizi incittiğimizdir ve yanıt olarak biz  öfke yarattığımız zaman, kendi öfkelerinden dolayı acı çekenlere yardım edemeyiz. Bu nedenle biraz daha derinlere dalmadan önce, takip eden konuları düşünmek için biraz zaman ayırın:

Soru: Şu anda dünyada sizi kim ve ne kızdırıyor gibi görünüyor?

Düşünce: Öfkenizin arkasında neye bağımlısınız? (ör.istediğiniz fakat elde  edemediğiniz şey ne?)

Eylem: Gelecek sefere öfke yaratmayı durdurmak için ne yapacaksınız?

– Bölüm 2: BEKLENTİSİZ OLMAK
Bir şey beklemeyi hepimiz çok çabuk öğreniriz. Yaşam, güneşin sabahları doğacağını ve mevsimlerin her yıl geleceğini bildiğimiz ölçüde tahmin edilebilir. Bununla birlikte, bunun ötesinde, beklenmeyeni beklemenin akla yakın olduğunu hepimiz biliriz. Aynı zamanda, birisinden her hangi bir şey beklediğimiz zaman, bir gün boşa çıkacağını da biliriz, bu nedenle hayal kırıklığı duygusunu yaratır, bunu öfkeye çevirir, ve bunu da tekrar korkuya çeviririz (tekrar olabileceği korkusu). Ve bunların hepsi bizim kafamızda oluşur. Bu huzurlu – olmama halinin tek tedavisi, hiç kimseden bir şey beklememektir. Fakat o zaman da “bu nasıl mümkün olabilir” diye düşünebilirsiniz. İş yapılsın diye yetki verdiğiniz bir kişinin o işi yapması ya da  çocuğun eve güvenli ve sağlam bir şekilde gelmesi için beklentileriniz olması gerekir, öyle değil mi?” Peki öyle mi? Beklentiler zorunlu değildir. Belki bir kez bunların acıya neden olduğunu görürsek, onlarsız yaşamayı öğrenebiliriz. Fakat, eğer derhal beklentiden özgür olamazsanız, ikinci çare şöyledir – beklentileriniz olsun, ama beklentilerinize bağımlı hale gelmeyin. Başka bir deyişle,  mutluluğunuzun, beklentilerinizin karşılanmasına bağlı olmasına izin vermeyin. Bunun kolay olduğu söylenemez, fakat bu mümkündür. Beklentisiz yaşamayı öğrenmezsek, o zaman, beklentilerimizin karşılanmasına bağlı oldukça, hayatımızı acı içinde yaşamamız olasıdır; ve bu da beklentilerimizi karşılamayanlara karşı öfke duymamıza neden olur. Daima verilen görevi yapmayan, kararlaştırılan zamanda gelmeyen, ya da sadece beklediğiniz halde sizi aramayan bir kişi olacaktır. Niçin için daima bir sebep vardır. Ve tahmin edin ne? Eğer kızgınsanız nedeni bulmakla ilgilenmezsiniz, ve öfkenizi kendi üzerinizden onlara atarsanız, elbette yardım edemezsiniz. Hatırlayın, üzgün olmanıza karar veren onlar değil, sizsiniz. İlk olarak siz acı çekersiniz, ve onlar da sizden, muhtemelen sizin etki alanınızdan uzaklaşmaya eğilimli olurlar.

Soru: Şu anda hayatınızda, çok yüksek beklentileriniz olan iki kişi kim?

Düşünce: Bu beklentilerin sağlıklı olduğunu düşünüyor musunuz?

Eylem: Birisi sizin beklentileriniz olan taahhütlerini yerine getirmediği zaman, hayal kırıklığına düşmeyip olumlu durumda kalmayı sağlamak için ne yapabilirdiniz?

– Bölüm 3: İNTİKAMDAN VAZGEÇİN
Bir başka kişi tarafından incitildiğimizi hissettiğimiz zaman, intikam alma dürtüsü hissederiz. Bunun durumu çözmeyeceğini ya da ilişkiyi iyileştirmeyeceğini bilmemize rağmen gene de isteriz  ve intikamı istemekte ve almakta kendimizi haklı hissederiz. Öfkemizle başkasını incitme arzusunun arkasındaki yanılsama, bizi incitenlerin onlar olduğunu düşünmemizdir. Hayır, onlar değiller. Bizi hiç kimse incitmiyor, bunu biz  kendi kendimize yapıyoruz ve başkalarını kendimizi incitmek için kullanıyoruz. Suçlama oyununu oynadığımız zaman, etkin bir şekilde kendi duygularımızın ve eylemlerimizin sorumluluğunu almaktan nasıl kaçındığımızı dünyaya gösteririz. İntikam hiç bir zaman tatlı değildir, çünkü öfke bıçağı, diğer kişinin ne olup bittiğini öğrenmesinden çok önce, kendimiz tarafından kendimize atılır. Sizi  hiç kimse incitemez. Dolayısıyla öfkeye hiç gerek yoktur. Öfke, başkalarının sizi incitebileceği yanılgısı altında olduğunuzun, ve kendinizi incitmeye karar verdiğinizin işaretidir. Kesinlikle pek aydınca değil. Eğer bütün bunlar birazcık şaşırtıcı geliyorsa, lütfen bir daha okuyun…yavaşça.

Soru: Birisinin sizi incittiğini en son ne zaman düşündünüz?

Düşünce: Diğer kişiyi nasıl algılıyorsunuz, onun eylemlerini nasıl yorumluyorsunuz (ör. onlarla kendi kafanızda ne yaptınız da  sizin öfkelenmenize neden oldu?)

Eylem: Meydana gelmiş olan durumu yeniden hayal edin – durumu farklı olarak nasıl algılayabilirdiniz (eylemlerini nasıl yorumlayabilirdiniz) ve  böylece, karşılık olarak öfke yaratmamış olurdunuz?

– Bölüm 4: ÖFKENİN ORTASINDA
Öfke, belli durumlara, olaylara ve başka insanların davranışlarına karşılık olarak, tıpkı diğer alışkanlıklar gibi, otomatik olarak ortaya çıkar. Öfkeden derhal özgür olmak, hemen hemen imkansızdır. Bu, bir şeye, bir sonuca veya bir başkasının davranışına bağımlı hale gelerek, dün yaptığımız bir hatanın bu gün ödediğimiz bedelidir. Bundan dolayı ki öfke meydana çıkmalıdır ve bütün hatalarımız sona erinceye ve alışkanlıklarımız dönüşünceye kadar da meydana çıkmayı sürdürücektir.

Birinci Adım- Öfkeyle asla mücadele etmeyin. Hiçbir şekilde kavga etmeyin, ya da karşı koymayın. Bu, onu ya kuvvetlendirir ya da bir başka yağmurlu güne kadar bastırır. Bu nedenle, onunla yüzleşin ve varlığını kabul edin.

İkinci Adım- Mümkün olduğu kadar çabuk olarak ve sadece gözlemleyin. Gözlemleme eyleminde bütün duygunun ölmesi gerekir. Neden? Çünkü gözlemlemek için kendi bilincinizin içinde ondan geri durursunuz. Ve bilincinizin içinde ondan geri dururken, ona yaşam veren enerjinizi ondan geri çekersiniz. Duygu, yalnızca ona enerji verdiğiniz sürece bilincinizde yaşayabilir.

Üçüncü Adım- Merkezinize, yani kendi bilincinizin merkezine, kendi benliğinizin merkezine geri dönün.. Merkezde içsel huzur bulursunuz ve bu huzur sizin gücünüzdür. Kendi merkezinizde, kendi sevginizi bulursunuz ve bunu kendinize verdiğiniz zaman bu sevgi kendini bağışlamanın iyileştirici merhemi olur. İçinizin derinliklerinde öfkeyi kendiniz yarattığınızı, bunu yaratanın başkası olmadığını bilirsiniz, derinlerde sadece rotayı kaybettiğinizi, ve böyle yaparakta sadece kendinizi incittiğinizi bilirsiniz. Bu nedenle tedavinin başlangıcı kendini bağışlamaktır, ve bu, kendinizi kabullenmek ve sevmek anlamına gelir. Eğer bunu uygularsanız, neticede, öfkenizin arkasındaki yanılsamayı görür ve bunun sonucu olarak da artık bunu yaratmazsınız.

Soru: Öfke yarattığınız zaman genel olarak ne hissediyor ve ne yapıyorsunuz? (sadece “kızgın” demeyin, fakat hissetmekte olduğunuz duyguya yakından bakın ve bunu kesin olarak tanımlayın)

Düşünce: Şimdi, aslında kızdığınız bir durumda, yukarıdaki üç adımı uyguladığınızı tasavvur edin.

Eylem: Yukarıdakileri, yarın, gerçek hayatta hangi durumlarda uygulayabileceğinizi düşünüyorsunuz?

– Bölüm 5: BUGÜNÜN SİNİRİ YARININ ÖFKESİ
Küçük bir sinirlenmeyle başlar. Önünüzdeki trafik yavaşlamıştır, ya da belki başka bir şeye odaklanmak istediğiniz bir zaman,  birisi dikkatinizi talep ederek, size bir şey için sıkıntı veriyordur. Biraz sinirlenirsiniz. Eğer sinirlenilen şeyin tohumu sulanırsa, bu, hüsran haline gelir. Zamanında ulaşmak istediğiniz yere varamazsınız  ya da işinizi istediğiniz şekilde tamamlayamazsınız  veya bir şey sizin oyundan keyif almanızı engeller. Hüsranın artmasını durdurmak için olumlu bir eylem yapmadıkça, bu, öfkeye, öfke de hiddete dönüşür. Ve eğer dikkat etmezseniz, bu, neticede kendi doğanızın doğal bir parçası olduğuna inanacağınız bir alışkanlık, kişiliğinizin kökleşmiş bir parçası haline gelir. Hatta kendinizi böyle doğduğunuza ikna edersiniz. Yani bunun “genetik” olduğuna. Her kızdığınızda, bedeninizde bazı kimyasalları uyarır onlara  tiryaki haline gelirsiniz, bu nedenle “öfke duygusu” üretmek için  size mazeret yaratacak kişileri ve koşulları ararsınız ki bu şekilde günlük başarıya sahip olasınızVe birisi gelir, size öfkenin doğal olmadığını, gerekli olmadığını ve bunun başka hiç kimsenin değil, fakat kendinizin yarattığı bir şey olduğunu anlatırsa o zaman o kişiye kızarsınız, çünkü, sizin öfke hakkındaki gerçeğinize olan bağımlılığınızı tehdit etmektedirler! Biz yalnızca nesnelere, kişilere ve fikirlere vb. değil, duygularımıza da bağımlı hale geliriz. Öfke, yaşamdaki her şeyin  “sadece öyle” olması gerektiği yanılsamasıyla, ruh tarafından yaratılan bir zehirdir. Ve bu zehir neticede bedeni öldürür (sizi değil, fakat bedeninizi). Bedeninizi öldürmeyin. Öfkenin hiçbir zaman verimli olmadığını kabul edin, hiç kimseye ya da hiçbir şeye kızmak gerekmediğini bilin, bunun tamamen sizin yarattığınız bir şey olduğunu ve farklı bir yanıt seçebileceğinizi anlayın. Anlayın, kabullenin, ve hemen hemen özgür olacaksınız! Aksi takdirde, yaşamda kontrol edemediğiniz her şeyin esiri olursunuz.

 Soru: Halihazırdaki, biraz sinirlenmekte olduğunuzu fark ettiğiniz durumlar nelerdir?

 Düşünce: Yaşamınızda, geçmişte hüsran haline gelen başlıca şey neydi ve bunların önemsiz bir sinirlenmeyle başladığı anı hatırlıyor musunuz?

 Eylem: Halihazırda sizi sinirlendiren her “tetiği” ele alın ve kabullenmeyi ve izin vermeyi uygulayın.

 

– Bölüm 6: SİLAHI KENDİ ÜZERİNİZE ÇEVİRMEYİN
Sadece başkalarından değil, kendimizden de çok büyük beklentilerimiz vardır. Ve ne zaman bu beklentilerimize ulaşamazsak, kolaylıkla kendimiz hakkında hayal kırıklığına uğrar ve silahı kendi üzerimize çeviririz. Hepimiz biliriz ki, kendimize kızmamız hiçbir şeyi çözmez ve ortadan kaldırmaz, hiçbir şeyi düzene sokmaz ve sıfır faydası vardır. Bu, sadece alışkanlığı derinleştirir, ve sistemimize daha fazla duygusal zehir yerleştirir.  Bunların hepsi geçmişte bir yerlerde, anne-babalarımız tarafından, onların bizden olan yüksek beklentilerini karşılamamız, daha sonra bunları kendimiz için sahiplenmemiz, ve sonra da, eğer bunlara ulaşamazsak, kendimizi dövmemiz öğretildiği zamanlar başladı. Bu, çocuklar okula girerken, isyankar buluğ çağı sürecinde ya da sınav vb. zamanlarında olmuş olabilir. Ne zaman olduğunun önemi yok, bilmeye gerek yok. Bunların, bazı terapistlerin savunduğu gibi, hatırlanması ya da yeniden incelenmesi gerekmiyor. Bugün sadece kendimize karşı nazik olmaya, ve kendimizi şu anda olduğumuz gibi kabul etmeye ihtiyacımız var.  Başarısızlık diye bir şey yoktur. – yalnızca bize daha iyi olabilmemiz için mesaj getirmiş bir sonuç vardır. Silahı kendimize doğrultma alışkanlığını tedavi etmek için edinmemiz gereken bilgelik türü ve yaşamımızın hikayesini anlamamız için ihtiyacımız olan bilgelik çeşidi budur. İşte o zaman  haksızlık olduğunu düşündüğümüzde ve hayal kırıklığına uğradığımızda, maziye öfkeyle bakmayız. Ve gene de, dünyadaki bütün bilgeliklere rağmen,  soyut halde bile olsa, kızma alışkanlığı, kalacağa benzer. Bu nedenle, bağışlamayı, unutmayı, anlamayı sürdürmek ve ilerlemek, tedavi sürecine yardım eder. Daha önceleri öfkenin yanıt  şeklimiz olduğu ilişki ve koşullarda, kendimizi öfkeden özgür tasavvur etmeyi sürdürmemiz gerekir. Tasavvur etmemiz gereken şey,  yeni alışkanlıkların, yeni karşılık verme yollarının, nasıl yaratılacağı ve tohumlarının nasıl ekileceğidir.

  Soru: Yaşamınızda kendinizden en yüksek beklentilerinizin olduğu  iki alan hangileridir?

  Düşünce: Kendinizi, bu beklentiler karşılanmadan önce, mutlu ve hoşnut olarak tasavvur edin.      

  Eylem: Soğukkanlı ve sakin kalma becerinizi destekleyecek üç şeyi yazın.

– Bölüm 7: EVET FAKAT ELBETTE…
Evet, fakat, eğer bir milletin diğerinden yararlandığını, istila ettiğini, bir başka ırkı yok ettiğini ve temizlediğini görürseniz, kızmak hak değil, aynı zamanda doğal olmaz mı? Peki, eğer istiyorsanız kızabilirsiniz, fakat dikkatli olun, aynı prensip burada da geçerlidir – hatırlayın ki bu sizin eserinizdir, ve bu nedenle, kendiniz acı çekersiniz. Öfkenizin, hangi durumda ve ne sıklıkta olumlu bir etkisi olmuştur? Muhtemelen hiç. Bunun sebebi, genellikle “koltuk öfkesi” olmasıdır ve sadece koltuğunuzu ısıtmaya hizmet eder!

Evet, fakat, bir çocuğun bir yetişkin tarafından fiziksel ya da zihinsel olarak suistimale uğratıldığını görürseniz, böyle kişilere kızmanız elbette haktır. Peki, eğer istiyorsanız kızabilirsiniz, fakat hiç dikkat ettiniz mi ki birisine kızdığınız zaman onları uzaklaştırırsınız, saklanırlar, yer altına girerler, ve bu nedenle onları etkilemek ve değişmelerine yardım etmek mümkün olmaz. Çünkü kızgınlığınızda, suistimal edenin rahatsız, hasta zihinli (muhtemelen kendileri de suiistimale uğradıkları için) olduklarını ve bir başkasına karşı gösterdikleri şiddetin bir yardım çağrısı olduğunu unutmuşsunuzdur.

Evet, fakat, eğer ülkeyi ve onun kurumlarını emanet ettiğimiz politikacıların, namussuz ve fırsatçı oldukları kanıtlanmışsa, insanları nasıl aldattıkları hakkında elbette ki kızılacak bir durum vardır. Tabii ki kızabilirsiniz, fakat gene de, kızgınlığımızın bir taş atmak olduğunu unuttuğumuz için, bu en az etkin olan karşılıktır, ve belki de içinde yaşamakta olduğumuz ilişkiler toplumunda, bizim kendi sicilimiz beyazdan daha ak değildir.

Evet, fakat, elbette hiç bir şeye kızmazsanız, diktatörlere, suiistimalcilere ve namussuz politikacılara ve benzerlerine karşı alttan alabilir ve bir paspas haline gelebilirsiniz. Eğer oynamaktan hoşlandığınız rolün paspas olmak olduğunu düşünüyorsanız, tabii ki yapabilirsiniz, ama artık kızmadığınız zaman, bu zorunluluk olmaz. İddiacılık fikrini inceleyebilirsiniz. Doğru ile yanlışı ayırt etme yolunu bilen bir akla sahip olduğunuz için talihlisiniz, siz bir insansınız, bu nedenle de anlayış ve merhamet kapasitesine sahipsiniz, ve yaşam diye adlandırılan bu oyuna eşsiz bir katkınız var. Öyleyse neden koltuğunuzu terk etmeyesiniz ve durumun daha iyi hale gelmesine, başkalarına zarar veren, ya da aldatanların daha iyi insanlar olmasına yardım etmek için “bir şey” yapmayasınız? Eğer durumla bu derece ilgileniyorsanız, neyi bekliyorsunuz? Problem şurada ki, kızgın olan kişi, biraz “zorunlu şikayetçi” ye benzer. Eğer şikayet ediyorsanız (üzülüyorsanız), bu, sizin meselelerin nasıl olmasını tercih ettiğiniz hakkında bir tasavvurunuz var, ama bunun için bir şey yapmak üzere risk almaya hazır değilsiniz demektir. Bazen arkadaşlarımıza “dikkat et” diye işaret ederiz. Dikkat etmeyin- risk alın!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

//]]>