Huzuru Yeniden Canlandırmak
12 Haziran 2017 Pazartesi
Merhamet, Şefkat ve Affetmek
13 Haziran 2017 Salı

İncinmeye 7 Yanıt

Başka bir şey veya kişi size acı veya üzüntü verdiğinde, deneyimlediğiniz o incinme duygusuna yedi şekilde yanıt verilmesi mümkündür.  En yaygın olanla, en az yaygın olan, en sığ ile en derin yanıtları bu yazıda kısaca araştırırken, sizde bu yelpazede nerede bulunduğunuzu görebilirsiniz.

Aynı zamanda affetmenin en derinden ne anlama geldiğini de izleyin.  Eğer yapabilirseniz, affetmenin aslında yapmanız gereken bir şey olmadığını da görün. Çünkü hem üzüntünüz, hem de üzüntünüzün görünürdeki nedeni bir yanılsamaya dayanmaktadır.  İncinmemizi, çok gerçek olan bu duyguya dayandırdığımız yanılsamaların, sadece hepimizin içinde yaşadığımız oyunun, yeryüzünde yaşam diye adlandırdığımız oyunun konuları olduğunu görün.

  • İntikam Almak: Kendi hissettiğiniz acıyı diğer kişiye yüklemek istediğiniz zaman
  • Cezalandırmak: Sadece zihinsel seviyede olsa bile, yasayı kendi elinize alıp ceza vermek istediğiniz zaman
  • Islah Etmek: Başka birisinin kişiliğini ve davranışını değiştirmek istediğiniz zaman
  • Affetmek: Muhtemelen size inanmanızın öğretildiği, yapılması doğru olan şeyi yapmak istediğinizde
  • Unutmak: Geçmişi tüm seviyelerde bırakmak ve hayatınıza devam etmek istediğinizde
  • Yaptığınız eylemin size geri dönüşü: Bugün elde ettiğiniz her şeyin dünkü eylemlerinizin karşılığı olduğunu anladığınız için, incinmenize dair her şeyi idrak ettiğiniz ve sorumluluğunu aldığınızda
  • Aydınlanma: İlk anda aslında hiçbir zaman incinmemiş olduğunuzu idrak ettiğinizde

 

İncinmeye İLK Yanıt: 

İntikam Almak… Demek ki kendinizin olanı geri istiyorsunuz… “Kahramanların intikam almaya hakları vardır… Adalet intikam gerektirir… İntikam adaleti yönetme sanatıdır…” Film dünyası böyle söylüyor. Acıyı başkalarına yükleme övgüsü, bize yapmışlar gibi göründükleri şeyin karşılığı olarak öfke ve intikamı çekici hale getirir. Bu bazılarını maddi açıdan çok zenginleştirirken, ruhsal açıdan da fakirleştirir.  Eğlence diğer insanların acısını sömürür ve hissettiklerimizden başkalarının sorumlu olduğu yanılsamasını kullanır.

Her yeni nesil tarafından sokakta öğrenilen ders “intikam en iyisidir” der.  İntikam pek çok kişi tarafından, başkalarının nezaketsizliğine tek uygun yanıt olarak algılanmaktadır. Herkesin duyguları çok kolaylıkla darıltılır ve incitilir, sadece eylemlerle değil, fakat aynı zamanda sözlerle de. Aslında, sadece sözlerle değil, sanki pek çok genç insan, eğer birisi onlara yanlış bir şekilde bakar veya sadece bir an daha uzun bakarsa, bunu sanki bir hakaretmiş gibi yorumlamaya ve karşılığında homurdanmaya ve intikamlarını almaya hakları varmış gibi öğrenirler.  O zaman sanki bu genç ve hatta bazen pek de genç olmayanlar, hayatlarını darılmak için nedenler arayarak harcarlar.  Onlar öfkeyi ortaya çıkarmak üzere bir “hedef” bulmak için fırsat ararlar.  Sözlü ve sözsüz lisanları şiddet ve öç timsali olur.  Bir çatışma yaratmak için bir neden, bir olay ararlar, böylece bunu çatışmayı kanıtlamak için kullanırlar.

İntikam çatışma döngüsü yaratır ve destekler.  Bu aşikârdır. Pek de aşikâr olmayan bunun duygusal bir bağımlılıkla yönlendirilmesidir. Bu nadiren fark edilir, çünkü bu duygu çok az anlaşılır.

İntikam pek çok gizli kılıkla karşımıza çıkar. Hatta çoğunlukla birisinden intikam almaya yeltendiğinizi fark bile etmezsiniz.  İşbirliği yapmamaya veya sadece birisini göz ardı etmeye karar verebilirsiniz.  Bunlar iş yerlerindeki yaygın intikam şekilleridir.  Sizi gücendirdiğine inandığınız bir kişi hakkında ”olumsuz haberler”yaratabilir veya el altından komplolar kurabilirsiniz.  Ne yaparsanız yapın, bunun nedeni bilincinizin bir yerlerinden, diğer kişinin sözleri veya eylemleri vasıtasıyla “küskün” hissettiğinizi ve “geri tepki” verme fikrinin geçtiğini göremezsiniz.  Küsme ve geri tepki verme modern kültürde yaygın olarak gündemde, hatta toplumda en yüksek mevkilerde bile. Günlük gazetelerimizin sayfalarında, küskün şikâyetler ve kurbanların ağlamalarına ait sayfalar bile var ve gücenenler hiddetlenerek intikam şekli arıyorlar.

Sonuçta bütün duygusal tozları temizleyebildiğimizde, hemen hemen herkes bunun son derecede budalaca bir yaşam şekli olduğunu kabul eder.  Çatışmak için can atanlar bile yorulurlar ve eğer yorgunken baskı yapılırsa, bunun çılgınca bir etkileşim şekli olduğunu itiraf edeceklerdir.  Fakat onlar başka bir yol bilmezler veya aniden tarzlarını değiştirirlerse, başkalarının ne düşüneceğine dair endişe duyarlar.  Başkalarının zihinlerinde bir kez yaratıldıktan sonra “sert adam” imajını yıkmak oldukça zordur. “Kendinize ait olanı geri alma” şeklindeki alışılmış yanıt, kültüre öylesine derin bir şekilde yerleşmiştir ki, değiştirmek adeta mümkün değildir.

Bu körleştiren kafa yapısını değiştirmenin tek yolu hakikate uyanmak ve iki şeyi idrak etmektir.  İntikam, acı vererek kendini cezalandırmanın başka bir yoludur, kendini suistimal etmektir.  İntikamcı kişi sadece kendi acısını destekler.

İkinci olarak, sizi “onlar“ incitmedi, kendinizi inciten “siz”siniz.  Bunu görmek kolay olmayabilir, fakat diğer altı yanıtı inceleyince daha açık bir hale gelecektir. Yavaşça,  fakat emin bir şekilde bu hakikatler hayatın eğitim, iş ve hatta politika gibi ana alanlarına geri sızarlar. “Uyanış” sürecini hızlandırmanın tek yolu bunu yaşamaktır ve yaşadıkça bunu öğretirsiniz.

İncinmeye İKİNCİ Yanıt 

Cezalandırma … Öyleyse onların cezalandırılmaları gerektiğini düşünüyorsunuz… “Ceza suça uysun” her medeni toplumun çağrısıdır.  Veya öyle görünüyor.  Fakat bu, toplumun intikamı başka bir kılığa sokarak gizleyen bir cezalandırma  şekli değil midir? Adalet sistemi duygusal önyargıdan özgür olarak tasarlanmış gibi görünmesine rağmen, çoğunlukla adalet arayanların, yapılana karşı öfke, yapılabilecek olana karşı ise korkuyla güdüldükleri görülmektedir.  Bu, “onlar hak ettiklerini almalılar” diyen bir yanıttır.  Ve hepimiz içten içe bunun adalet adı altında kılık değiştirmiş intikam olduğunu biliriz.

Her hangi bir insanı aile ve arkadaşlarıyla söyleşme fırsatından geri çekmek, kişinin kendi hayatını özgürce yaratma fırsatını yadsımak, bir başkasının ifade etme özgürlüğünü bastırmak, suçtan sorumlu olan kişi kendi hapsinin kendi yasalara aykırı eylemlerinden dolayı olduğunu bildiği halde, sadece daha fazla öfke ve gücenmeyi teşvik eder.

Hapsetmek, “Sen suçlusun, reddedildin ve senin için umut yok.” demektir.  Bu üçlü kınama şekli bir şefkat eksikliğini belirtir, bu ise sevgisiz bir ilişki demektir. Bunlar alınan her ceza için “Canın cehenneme…. Sana hiçbir borcum yok…Çıktığım zaman bunu ödeyeceksin….” gibi yanıtların gelişmesine neden olan mükemmel koşullardır.

Bununla beraber, cezaya uğrayanların duygusal bağımlılıklarını anladığınız zaman,  ceza ve tecritin onların davranışlarını ve böylece davranışlarının temeli olan inanç, algılama ve tutumlarını düzelteceğine inanan hala pek çok insan olduğunu görmek gerçekten de şaşırtıcı olmaz. Bu gerçekte adalet kılığına girmiş korkudur.

“Ceza suça uygun olsun” adaletin çağrısıdır.  Onlar suçun mevcut olmadığını fark etmezler.  Evet, bütünleşmeyi, uyum sağlamayı, birleşmeyi, başkalarını kabullenmeyi, başkalarına sevgi vermeyi henüz öğrenmemiş kişiler mevcuttur.  Evet, bilgisizlikten gelen hırsa ve öfkeye dayanan eylemler vardır.  Bütün suçlar dünyanın ve dünyadaki ilişkilerin nasıl faaliyet gösterdiğine dair temel bir bilgisizlikten türerler.  Bu ise temelde “ben kimim” hakkındaki cehalettir: bu benlik hakkındaki, bilinçli benlik hakkındaki bilgisizliktir.  Bütün suçların kökü bilgisizliktedir.  Bilgisizlik ne zamandan beri suçtur?

Peki göz ardı edilmek, böylece de zihinde suç diye adlandırılan bilgisizliğin hüküm sürmesi nedir? Hakikat göz ardı edilmektedir, fakat bunun göz ardı edildiğine dair farkındalık yoktur, çünkü pek az kişi neyin doğru olduğunu idrak eder.  Suçlu zihin hakikat olmayan bir dizi inançla şekillenir, davranış ise bu inançlara dayanan düşüncelerden ortaya çıkar. Bu nedenle, hepimiz suçlu zihinlere sahibiz ve hepimiz yasayı bozmaya yelteniriz, sadece zihinsel düzeyde olsa bile. Yazının daha sonraki kısmında suçlu düşünmeye ve bazıları içinde suçlu davranışlara neden olan bazı yaygın inançlar bulunuyor.  Her hangi birisini tanıyor musunuz?

Yanlış fakat yaygın toplumsal inançlar Hakikatler
Sizi mutlu etmesi için başka insanların sahip olduklarına ihtiyacınız var. Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın, kendinizi hoşnut edebilirsiniz.
Diğer insanlar sizi üzüyor ve kalbinizi kırıyor. Kendinizi siz üzüyorsunuz ve kalbiniz sadece bağımlı olduğu şey bozulduğu veya kaybedildiği zaman kırılıyor.
Başarı nesnelerin elde edilmesi ve bir statünün kazanılması ile tanımlanır. Başarı zihnin istikrarı ve kalbin hoşnutluğudur.
Ne kadar fazla şeye sahip olursanız, o kadar mutlu olursunuz. Gerçek mutluluk içimizden dışarıya doğrudur, dışarıdan içeriye değil.
Başkaları benim istediğim gibi dans etmeli ve benim yapmalarını istediğim şeyi yapmalılar. Başka bir insanın bilincinin hiçbir kısmını kontrol edemezsiniz.
Hayatınızı eksiksiz kılmak için bir şeylere “daha” ihtiyacınız var. Siz zaten eksiksizsiniz ve hayatınız bunu ifade etmek için bir fırsattır; bunu ifade ettikçe fark edersiniz.
Elde edebildiğinizi mümkün olduğu kadar çabuk elde etmelisiniz ve elde ettiğinizi mümkün olduğu kadar uzun süre tutmalısınız. Elde ettiğiniz şey tutabileceğiniz bir şey değildir, çünkü gerçekte hiçbir şeye sahip olamazsınız.

Bilgisizlik, suçlu zihin diye adlandırılan ve neticede düşünce ve seçimleri şekillendiren yanlış inançları öğrenmekle doğar ve desteklenir.    Yani pek çok kişinin, bilgisizliklerinden dolayı başkalarını cezalandırmak istediği bir dünyada yaşıyoruz.  İnsanların yollarını değiştirmeleri için aydınlatmanın, güçlendirmenin ve teşvik etmenin tek yolu eğitimleri, öğrenmeleri ve daha fazla öğrenmeleri için bir durum, ortam, fırsat yaratmaktır.  Kabul etmeyi bir yana bırakın, bunu görmek bile çoğumuz için zordur.  Eğer göremezseniz, şimdilik bir yana bırakın.

Suç değil, eylemde cehalet vardır.  Kurban değil, sadece “mağdur” olduklarına inananlar vardır.  Onlar da bir çeşit cehalet içindedirler, çünkü kendi izinleri olmadan başka birisi tarafından mağdur edilemeyeceklerinin henüz farkına varmamışlardır.

İncinmeye ÜÇÜNCÜ Yanıt 

Düzeltmek… Öyleyse yollarını değiştirmeleri için onlara yardım etmek istiyorsunuz… Birisi toplumun yasaları veya insan ilişkilerindeki uyum yasalarına karşı bir şey yaptığı zaman, cezalandırmak yerine o kişiye düzelmesi için yardım etmenin daha iyi ve bilgece olduğu aşikârdır. Çoğu kişi, düzelmiş bir karakterin, düzelmemiş ve muhtemelen yasa çiğneyen ve şiddet davranışlarına geri dönecek bir karakterden daha iyi olduğunda hemfikirdir. Bir kişinin karakterinin özelliklerini düzeltmek, muhtemelen dünyadaki en zor işlerden birisidir. Pek çok kişisel gelişim kitabının amacı budur.  Gerçekten pişman olup tutum ve davranışlarını değiştiren öfkeli katil ve vahşi ırz düşmanına dair pek çok örnek vardır.  Toplumsal ve kurumsal bir bakış açısından sürecin zamana, dolayısıyla da sabra ihtiyacı vardır, iki tarafın istemesine, dolayısıyla motivasyonla desteklenmesine gerek vardır. Bilgi ve bilgeliğin rehberliği, dolayısıyla da deneyimli bir öğretmen gerekir.  Zaman, motivasyon ve iyi öğretmenlerin hem pahalı, hem de yetersiz olması, bunun çoğu toplum tarafından neden nadiren tercih edilen bir seçenek olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Bununla beraber, başkalarını düzeltmeyi isteyenler biraz fazla adil hale gelebilirler.  Başkalarını yargılamaya ve eleştirmeye dayanan kendi karakter özelliklerini geliştirirler.  Vizyonları genellikle “karakterlerinin iyileşmesine” ihtiyacı olan kişileri arar.  Bu nedenledir ki, kolaylıkla başkalarında kusur bulma alışkanlığını geliştirirler.  Tıpkı profesyonel bir fotoğrafçının, dünyasını bir dizi olası resim gibi görüp çerçevelemesi gibi, “düzelten karakter” de başkalarını potansiyel düzeltilecek kişiler olarak görme tuzağına düşer.  Onlar ilk olarak başkalarının karakterlerindeki zayıflıklar ve olumsuz özelliklerin neler olabileceğine bakarlar.  Belki de belli bir süre sonra, değişmesi gerekenin diğer kişi değil, değişecek olan “benim” diye idrak ettiklerinde, bir uyanış yaşarlar.  “Düzelten” kişinin bir gün uyanıp “Kendimi gücenmiş, hakarete uğramış, umutsuz, kurban ve incinmiş hale getiren benim” diye fark ettiği an, gerçekten de bir dönüşüm anıdır.

Çatışma yaşarken, kendi duygusal acılarını birbirlerinin üzerine atarken, hatta topluma karşı olan suçlu sözleri izlediğinizde, eğer güceniyorsanız, onların davranışları nedeniyle kendinizi gücenmiş hale getirenin yine “kendiniz” olduğunuzun farkına varın. Diğer kişi sadece kendi söylediğini ve yaptığını söylüyor ve yapıyor, fakat gücenme olarak alan sizsiniz, gücenme hissini yaratan sizsiniz.  Gücendiren sizsiniz…kendinizi.

Bu bulutun içindeyken her şey netleştiğinde, “düzeltme” tutumu ve yaklaşımı dönüşebilir. Aslında “başkalarını düzeltme” arzusunun kılık değiştirmiş hali yargılama ve ayıplamadır.  Şefkat hissettiğimiz bir anda, aniden diğer kişiyi anlama niyeti ortaya çıkabilir.  Yabani ot bahçesindeki bir gül gibi, empati mücadele etmeye başlayabilir ve “düzeltenin” repertuarında yerini bulmaya çalışabilir.  O zaman, düzelten sadece kendisini düzelttiğini fark ettiğinde, başka bir “AHA”(şimdi buldum!) anı gelir.

Ancak o zaman, artık kendisini düzeltenden ziyade bir güçlendiren olarak gören “düzelten karakter”, başkaları tarafından değerli görülebilir. Onlar yeni-bulunmuş bilgeliklerini hala uykuda olanlara, hala “suç ödenir” inancının etkisinde olanlara, hala orman yasasının tek yasa olduğuna dair yanılsama içinde olanlara faydalı hale getirebilirler. O zaman “düzelten”in rolü uykuda olanları uyandırmak, olumsuz düşünceleri yok etmek ve alışılmış şiddet davranışlarının unutulmasına yardım etmek olur.

Hatta birkaç idrak sonrasında, “düzelten”,  kötü insanlar, suçlular olmadığını, sadece kendi kötülüklerine inananlar, sadece kendi içsel iyilikleri ile bağlantıyı kaybetmiş insanlar olduğunu, sadece neyin doğru olduğuna dair kendi cehaletleri yüzünden acı çeken ve böyle hareket eden insanlar olduğunu anlarlar.  Ve hatta “düzelten” neticede kötü hiçbir şeyin olmadığını da fark edebilir.  Olaylar vardır, eylemler vardır, koşullar vardır, fakat bunlardan hiç birisi, siz öyle yapmadıkça kötü değildir.  Ve hepimiz bunu nerede bu hale getiriyoruz?

Kendi zihinlerimizde,  kendi yargılarımızla.

Bunu fark ediyor musunuz?  Dünyanın “orada dışarıda” olduğunu, sizin yanıtladığınız dünyayı ise “içeride burada” yarattığınızı görebiliyor musunuz? Hepsi sizin bilincinizde, SİZDE olup bitiyor.  Dünya tamamen sizin gördüğünüz gibidir.  Ve nasıl görürseniz, öyle yaratırsınız.  Başkasını nasıl gördüğünüz, onu nasıl yarattığınızdır. Bu genellikle gerçekte olduklarından milyonlarca mil uzaktadır.

Evet, doğru ve yanlış mevcuttur.  Toplumda uyum ve destek yaratan, doğru düşünme ve yaşama şekli vardır ve uyumu geçici olarak bozan, yanlış düşünme ve yaşama şekli de vardır.  Doğru ve yanlış, iyi ve kötüyle aynı şey değildir.  Eğer öyle karar vermezseniz, “kötü” diye bir şey yoktur.  Sadece eski dostumuz bilgisizlik veya aydınlanma vardır.  Bunu görebiliyor musunuz?

İncinmeye DÖRDÜNCÜ Yanıt 

Affetmek… Öyleyse affetme ihsan etmek istiyorsunuz,  geçmişe mazi derler… 
Affetmek çoğunlukla prensipte iyi olarak görülür, fakat uygulamak zordur.  Haddini aştığı zaman bir dostu affetmek, daima tanımadığınız birisini affetmekten daha kolaydır.  Bunun nedeni, bazen bizi onaylamaları için bir şekilde arkadaşlarımıza bağımlı olmamızdır. Eğer onları ayıplarsak, onaylarını kaybedebiliriz. Bununla beraber, bize tamamen yabancıları yargılamak, ayıplamak ve eleştirmek çok daha kolaydır.  Ayıpladığınız veya eleştirdiğinizde, aslında kendi yarattığınız olumsuz duyguları onlara yansıttığınızı hiç fark ettiniz mi?

 “Onları bana neden oldukları hayal kırıklığı, keder ve acı için affediyorum” demek, incinmenize onların neden olduğuna dair yanılsamaya dayanan, gereksiz bir eylemdir.  Teoriyi (bazıları için) görmek kolay olmasına rağmen, pratikte yapmak kolay değildir.  Başkaları için bu yaklaşım hiç işe yaramaz.

Diyelim ki; işe giderken birisi treninizi havaya uçurursa ve bir kolunuzu kaybederseniz ve bir süre sonra işe gittiğinizde, sizin yerinize başkasının işe alındığını görür ve maluliyet tazminatına ihtiyaç duyarsanız, sonra da evinizi satmanız ve ailenizi başka bir yere taşımanız gerekirse, o zaman o bombacıya ve patronunuza “affediyorum” demek pek kolay olmasa gerek.  Hatta kalbinizin bundan bahsetmesi bile zor olacaktır.

Ve gene de bazıları bunu yapabiliyorlar.  Onlar böylesine aşırı durumlarda böyle sözler söyleyebiliyor ve bağışlayabiliyorlar.  Hayat ve insan ilişkileri hakkında mutlak hakikati bazen idrak edebiliyorlar.  İşte işe yarayabilecek birkaç tanesi. 

  1. Kurban olmayı seçmeyin. Evet, zihinsel ve duygusal acınız sizin olaylara yanıtınızdır, sizin eserinizdir. Kendi içinizde yarattığınız üzüntü nedeniyle, seçim olduğunu görmeseniz bile, bu kişisel bir seçimdir.  Chris Moon, mağduriyet nedeniyle kendinizi nasıl paralize etmemeniz hakkında harika bir örnektir. O kara mayını temizlerken bir kolunu ve bir bacağını kaybetmiştir. Fakat durmamış ve “Mayınları suçluyorum…Mayın döşeyen kişileri suçluyorum…Mayını üreten kişiyi suçluyorum…daha dikkatli olmadığım için kendimi suçluyorum…Ben bir kurbanım…” diye düşünmemiştir.  Sahte bir kol ve bacak takılmış ve Sahra da dahil olmak üzere bir yıllık bir maratonda koşmuştur.
  2. Siz bedeniniz değilsiniz. Muhtemelen en derin, dolayısıyla da en karşı koyan hakikat, fiziksel acınızın size ait olmadığıdır. O sizin bedeninize aittir ve siz bedeniniz değilsiniz.  Sizinle iletişim kuran bedeninizdir ve siz de onunla kurarsınız, fakat acı içinde olan SİZ değilsiniz, bedeniniz.  Bu nedenle bazı kişilerin ruh halleri, tutumları ve kişilikleri değişmez, hatta fiziksel olarak yaralı bile olsalar.  Sanki daha derin bir yerden bilirler ve eylem yaparlar, gerçek kendilerinden. Sanki onlar fiziksel formlarındayken, kendilerini fiziksel formdan doğal olarak bağımsız kılabilirler.  Çoğumuz için, bu sürekli pratik gerektirir, çünkü kendi formumuzla o kadar özdeşleşiriz ki, bedenimiz olduğumuza inanır ve böyle düşünürüz.  “Benim bedenim” diyen kim?  Siz diyorsunuz.  Dolayısıyla siz varsınız ve bedeniniz var.
  3. Bir şeyler olur biter! Bir şeyler olup biter ve siz bazen bu olup bitenlerin içinde olursunuz. Hayat böyle. Bunun üstesinden gelin ve ilerleyin. Eğer böyle yapmazsanız, takılırsınız. Hayatınızın ibresi tıpkı eskiden çaldığımız plaklarda olduğu gibi takılır kalır. O zaman plağımızı çalmaya devam ederken başkalarını sıkarız…” Bana neler oldu biliyor musunuz? Çok korkunçtu…çok kötü, çoook kötüüüü.” Böyle yapınca, başkalarının sempatisini çekmek için muhtaç halimizi ve çoook kötüüü hissetme bağımlılığımızı destekleriz!
  4. Her şeyde fayda var. Bazı insanlar neticede aşikâr hale geleni, yani her şeyin bir nedeni olduğunu, her şeyde alınacak bir ders olduğunu ve her olayda gizli bazı faydalar olduğunu fark ederler. Bu nedenle de “ Bu bana olmadı. Benim için oldu. Bu olayın önemi nedir, bundan öğreneceğim ders ne?” derler. Düşünmek, bakmak, görmek, idrak etmek, öğrenmek, değişmek ve ilerlemek için zaman ayırırlar.
  5. Serbest bırakın, boş verin ve özgürleşin. Eğer sahneyi, olayı, sesleri, yanlışlıkla “hata yaptığına”inandığınız başka birisinin imajını bırakmazsanız, eğer sahneyi tekrarlamaya ve olumsuz duyguları yeniden yaratmaya devam ederseniz, buna tamamen tutunuyorsunuz demektir. Bunu kendi duygusal bağımlılığınızı tatmin etmek için kullanırsınız.  Tutunmak aynı zamanda da içsel bir “eylemi tekrar oynatma” durumuna takılmak demektir, bu ise sadece acınızı daha fazla derinleştirir, kalbinizin derinliklerine taşır. Bu çılgınlık değil midir?  Bundan vazgeçebilir ve hayatınıza devam edebilir misiniz?
  6. Affetmek bireyseldir. Bazı kişiler affetmeyi bulmak için kalplerinin derinliklerini yeterince deşmeyi imkânsız bulurlar. Diğerleri bırakmak ve ilerlemek için affetmeyi gerekli bulurlar. Yakın zamanda bir din görevlisi Londra Metrosunun bombalanması sırasında kızını öldürenleri affedemediği için görevinden istifa etti.  Diğer yandan,  bir baba, oğlu bir bıçak saldırısıyla öldürüldüğünde, uzun hapis cezası verilen iki katili affettiği zaman,  şöyle söyledi: “ Nefret edemem. Onları affetmem gerekiyor.  Oğlumu öldüren nefretti. Onların zihinleri çok fazla işkence çekmiş olmalı.”

Halkın tepkisini şaşırmış bir şekilde şöyle yanıtladı, “Eğer affetmeseydim, ırkçılık ve nefrete hoşgörü ve sevgiyle cevap vermeseydim, bunun oğlumun anısına bir hakaret olacağı aşikârdı.”  O, affetme niyetinde dürüst ve netti.  Bir bakıma, bunu onlar için yapmıyorum. Bunu kendim için yapıyorum.  Bağışlamamak, taşımak için ağır bir yük.  Bunun insanlara neler yaptığını gördüm.  Acı ve öfkeli hale geliyorlar.  İki misli kurban haline gelmek istemiyorum.”

  1. Mutlak bir ruhsal hakikat. Ruhsal bir bakış açısından, sevdiğiniz bir kişinin kaybında birisini affetmeye gerek yoktur, çünkü onları kaybetmezsiniz, çünkü öncelikle onlar hiçbir zaman size ait olmamışlardır. Gerçekte olup biten onların öldüğü an, koşullara bağlı olmaksızın, sadece onların ölmeleri gerektiği andır.  Burada ruhsal bakış açısına ihtiyacınız vardır, çünkü bu size ruhun o anda, o şekilde bedeni terk etmesi ve kendi eşsiz ve bireysel yolculuğunun bir sonraki kısmına geçmesi gerektiğini hatırlatır. Evet, o anda ve o şekilde olmasının nedenleri vardır, fakat bizim bu nedenleri bilmemiz gerekmez.  Bütün yapmamız gereken onların acısıyla özdeşleşmemek, onlara verebileceğimiz en olumlu, sevgi dolu ve destekleyici enerjiyi vermek ve bırakmaktır.  Bu, gittiklerinde gitmelerine izin vermek demektir.  Hakikatte, onlar gerçekten ölmezler, sadece yollarına devam ederler.  Bu soğuk ve acımasız gibi mi görünüyor?  Aslında bu hakikati yaşadığınızda bunun tersi olmaktadır.  Kederle kendinizi tüketmek yerine, kalbiniz açık ve özgür, sevgi dolu ve şefkatlidir.  Eğer onların gidişleri ani değilse, onlar için tamamen mevcut olabilir ve hayatlarının etrafına bir kurdele bağlamalarına yardım edebilirsiniz. Eğer gidişleri şiddetle doluysa, kalplerinde gücenme ve intikam düşüncelerini taşımamalarına yardımcı olabilirsiniz.  Ve eğer etraflarında başkaları acı çekiyorsa, onların yüreklerini rahatlatmak için hazır olabilirsiniz.  Hayatta kazalar ve tesadüfî olaylar yoktur.  Ve birisinin gidişinden acı çekerseniz, dürüst olalım, gerçekte kimin için acı çekersiniz?

İncinmeye BEŞİNCİ yanıt 

Unutmak.. Demek ki bunun olup bittiğini unutmak istiyorsunuz… İyi fikir,  kolay mı?  Bazılarının bunu başkalarından daha kolay yaptıkları görülüyor.  Fakat burada “görünüyor” anahtar kelime, çünkü onlar, tüm gücenme ve hiddeti bilinçaltlarında biriktirdiklerini belki de yıllar sonra fark ediyor ve sonra da bir gün ve belki de hatta daha dokunaklı bir şekilde ortaya çıkıyorlar!

Bazıları gerçek affetmenin unutmak olduğunu söylerler.  Bazı incinmeleri unutmak kolaydır. Sizi küçümseyen veya kalbinizi iğnelemeyi amaçlayan yorumu yapan bir kişiyi affetmek gibi.

Bazı incinmeleri unutmak çok zor gibi görünür, iş nedeniyle sizi dolandıran birisi veya sevilen birisinin öldürülmesi gibi.  Ve sonra da sosyal, unutulması imkânsız gibi görünen incinmeler vardır, savaş gibi.  Fakat gene de, unutmadığınızda aslında tekrarladığınızı fark etmek muazzam bir idrak olabilir!  Diyelim ki başka bir kişinin sizi darılttığına ve bu nedenle de olumsuz duygularınıza onun neden olduğuna dair yanılsamaya takılmışsınız, bunun sadece bir kez olduğunu, fakat zihninizin ekranında bunu yüzlerce, belki de binlerce kere “yeniden” oynattığınızı görebiliyor musunuz?

İşte incinmenin hakikati…   Başka birisinin söylediği veya yaptığı, inciten bir şeyi her düşündüğünüzde, sadece bunun olduğu anı kendi zihninizde tekrarlarsınız. Diyelim ki bunu 99 kez düşündünüz.  Diğer kişi yapmış ya da söylemiş olduğu şeyi yalnızca bir kez yaptı.  Fakat siz bunu kafanızın içinde 99 kere yaparsınız, peki burada kim kimi incitiyor?  Kendinizi siz incitiyorsunuz.

Bu çılgınlık değil midir? Bu nedenle dünyaya bir göz attığınızda hemen hemen herkesin çıldırmış olduğu sonucuna varırsınız, çünkü kendilerini incinmiş hissedenler, her zaman için kendilerini incitmeye devam etmektedirler.  Bu gerçekten de dünya çapında bir kendine-zarar verme halidir.

Öyleyse artık kendinize zarar vermeyin.  Acınıza son verin, diğer kişinin sözleri veya dünkü eylemleri gibi, yanlışlıkla acınıza neden olduğuna inandığınız şeyleri bırakın.  Buna takıldığınız ve kendinizi incittiğiniz için kendinizi affedin ve hayatınıza devam edin.  Büyük ya da küçük, tüm kederlerinizi bırakın. Aksi halde sadece içten dışa doğru kendinizi öldürürsünüz.

Bodhi ağacının altındaki uzun meditasyonunda Buda, tüm üzüntülerin nedeninin kökünde bağımlılık olduğunu fark etmiştir.  İnsanların tüm acılarının temelinde bağımlılık vardır.  Dışsal değil, fakat içsel bağımlılık.  İnsanlar her şeyin zihinde olduğunu söylediklerinde, bu doğrudur.  Zihin ekranınızdaki imajlara bağımlı hale gelirsiniz ve birisi zihninizdeki imajın dışarıdaki formuna dokunduğunda, rahatsız olur, bu rahatsızlığı hisseder ve bunu acı veya üzüntü diye adlandırırsınız.

Örnek olarak çocuğunuzu alalım.  Çocuğunuza çok bağımlısınızdır.  Sevginin bağımlılık olmadığını fark etmezsiniz.  Ve çocuğunuza bir şey olduğunda ve çocuğunuz acısını ifade ettiği zaman, bunu kötü olarak görürsünüz, dolayısıyla kötü hissedersiniz ve bu sanki size oluyormuş gibi hissedersiniz.  Fakat tabii ki öyle değildir.

Burada kasten aşırı bir örnek kullanıyorum, çünkü başka birisi tarafından incitilmişsiniz gibi göründüğünde, öylesine kabul edip hayatınıza devam etmek pek kolay değildir.  Fakat eğer isterseniz yapabilirsiniz.  Aslında, neticede zaten yapmanız gerekecek. Hatta muhtemelen siz yapmadan önce çocuğunuz hayatına devam edecektir!  Bağımsız olmak ilgilenmemek demek değildir.  Sadece kenarda durup seyretmek anlamına gelmez.  Zihninizin ekranında, başka birisinin veya başka bir şeyin imajında kendinizi kaybetmemeniz demektir.  O zaman duygusal olarak rahatsız olmazsınız, onlara bir şey olduğu zaman olumsuz bir tepki göstermezsiniz. Sakin kalabilir ve onların bu deneyimden geçmelerine tam olarak yardım edebilirsiniz.

Bağımsız olduğunuzda, öfkelenmek veya üzülmek, korkmak veya kederlenmek mümkün değildir.  Fakat eğer bu duygulardan her hangi birisinin tiryakisiyseniz, bağımsızlık fikrine direnirsiniz, çünkü bunu bir tehdit olarak görürsünüz.  Evet, pek çok kişi tersini savunup insan doğasının bağımlılık olduğunu söylese de, bağımsız olmak insanın doğasıdır.  Bağımsız olmak doğaldır, çünkü eğer bağımlı olursanız, başkaları için bir sevgi kaynağı olamazsınız.  Ve sevgi sadece gerçek doğanız değildir,  sevgi sizsiniz.  Bütün bağımlılıklar kalbinizi bloke eder ve bu nedenle de sevginizin dünyaya akışını engeller.

Pek çok kişinin yaptığı gibi, meseleleri daha kötü hale getirince, sadece bağımlı ve acıya tiryaki hale gelmezsiniz, fakat hatta kendinizi acı çeken birisi olarak özdeşleştirir, kendinizi yarattığınız acının kurbanı olarak tanımlarsınız. Bu nedenle dünyada bir sürü kişi kendilerini kurban olarak adlandırır ve bunu söylemeyenler de muhtemelen böyle düşünürler.  Kurban yoktur, sadece zihinlerinde kendi yaratmış oldukları imajlara bağımlı ve yanlışlıkla bununla özdeşleşmiş kişiler vardır.  Bu noktada ego doğar.  Ego düşmandır, tek düşmandır.

Öyleyse bunu yaptığınızı fark ediyorsanız, neden durdurmayasınız.  Neden bir kurban olmaya son vermeyesiniz, yaratılan incinmeleri yeniden tekrarlamaya son verip, acınıza hiç kimsenin neden olmadığını hatırlamayasınız?  Bunu yapan sadece ve daima sizsiniz.  Burada kendimi mi tekrarlıyorum?  Size kendimi tekrarlıyorum gibi mi geliyor?  Bütün bu tekrarlamalardan dolayı biraz sinirleniyor musunuz?  Sinirlenmenizi kim yaratıyor? Teşekkürler!

İncinmeye ALTINCI Yanıt 

Geri ödemek.. Demek ki geri ödeme zamanını ve size geri ödendiğini kabul ederek incinmenizin sorumluluğunu alıyorsunuz… Etki-tepki yasası basittir, dışarıya ne gönderirseniz, geri alırsınız.  Her birimiz her zaman bir şeyler yayarız (dışarı göndeririz).  Düşünce, duygu, tutum ve eylemler ilişkiler dünyasına her gün, her an gönderdiğimiz paketler gibidir.  Ve bunların hepsi geri döner.  Bu, en basit seviyedeki etki-tepki yasasıdır – ekmek ve biçmek, etki ve tepki,  giden geri gelir.

Bu yasa karşılıklı ilişki yasasıdır ve evrenseldir.  Bu yasayı anlayın ve kabullenin ve her incinmenin, ne kadar ciddi olursa olsun, sadece geçmiş düşünce/tutum/eylemlerin geri dönüşü olduğunu anlar ve kabul edersiniz.  Geçmiş sadece bir dakika öncesi bile olabilir.  Dışarıya olumlu olanı verirsiniz ve geriye olumlu gelir.  Dışarıya olumsuz verirsiniz ve geriye olumsuz gelir.

Pek çok kişi için, bu fikir çok nettir, inanılması güçtür.  Sizin için de öyle mi?  Bütün söyleyebileceğim dünyayı her seviyede, her yerde, her koşulda döndüren bu prensibi belki de henüz araştırmamış olduğunuzdur.  Belki de özel olarak duygular, genelde ise eylemlerinizin sorumluluğunu almaya ve görmeye henüz hazır değilsiniz.  Belki de sezgisel olarak düşündüğünüz veya yaptığınız şeyin sonuçlarını bilirsiniz ve bu sonuçları kabul etmek çok acı vericidir.  Belki de her küçük olayın hem etki hem de tepki olduğunu, yerleşmekte olan bir domino taşı olduğunu ve sonra da hat boyunca bir sonraki domino taşının konduğunu kabullenmek size uzak gelir.

Eğer insan davranışının bu kesin yasasını görebilir ve anlayabilirseniz, o zaman arabanızı trafikte aniden durdurmanız gerektiğinde, kafanızı kontrol paneline çarptığınızda, neticedeki acının kendi eyleminizin geri dönüşü olduğunu fark edersiniz.  Bunu görün, kabullenin ve başka hiç kimseyi, hiçbir zaman, hiçbir şey için tekrar suçlamazsınız. Aynı zamanda düşüncelerinizin niteliği ve eylemlerinizi ayırt etmek hakkında da daha uyanık olursunuz.

Veya belki de tüm bu “etki-tepki yasası” sizi sadece cevaplananlardan ziyade cevaplanmayan daha fazla soruya yöneltir.  Belki de kendinizi başkaları, hava, hayat hakkında şikâyet, ağlama ve sızlanma eski alışkanlığının tuzağına yakalanmış bulursunuz.  Bu sizin çalmaya devam ettiğiniz eski plağınızdır.  “Hayat kötü” isimli plağı çalmaya son verin ve “hayat iyi, harikulade, fevkalade” isimli yeni bir plağı kaydetmeye başlayın.  Dışarıya bu olumlu enerjiyi yollayın ve kesinlikle böyle hissetmeye başlarsınız ve ayrıca kendinize çekeceğiniz şeyler de böyle olur.  Buna sadece niyet etmeniz gerekiyor. Bu kadar basit!

Etki-tepki yasası yaptığınız tüm eylemlerin kaydıdır ve daha ziyade gündelik farkındalığınızın dışında, bilinçaltınızda bulunur.  En derin seviyede, bu kayıt inançlarınızı kapsar.  Eğer başkalarının söz ve eylemlerinin duygularınızı etkileyebileceğini öğrenmişseniz, o zaman eylemlerinizin kaydını buna uygun olarak yaratırsınız.  Kişiliğinizin içinde tepkisellik özellikleri ve alışkanlıkları yaratırsınız.  Kendinizi tepkisel bir kişi olarak yaratırsınız.  Sizi incittiğine inandığınız başka kişilere görünür ve görünmez enerji paketleri yollarsınız.  Bu paketler olumlu enerji bulundurmazlar ve geri gelmeleri pek uzun sürmez.

Bu kötü küçük paketleri yollamadan önce, ilk olarak onları yaratır ve sonra bunları kendiniz hissedersiniz, sonuç olarak ise kendi yarattığınız şeyle kendinizi incitirsiniz.  Bunun bir alışkanlık, sonra da kendi kişiliğinizde kalıcı bir demirbaş haline gelmesi uzun sürmez.

Diğer bir deyişle, birisine öfkelendiğinizde, ilk ve en çok acı çeken kim olur?    Sonra, yanlış bir şekilde incinmenize neden olduğuna inandığınız kişiyi her gördüğünüzde, öfke ve acı plağınızı yeniden çalarsınız, böylece de mutsuzluğunuzun sorumlusunun siz değil de onlar olduğuna dair yanılsamayı kuvvetlendirirsiniz.  Eğer bu tepki örneğini desteklerseniz, etki-tepki yasası sadece genişleyip ilişkilerinizde “dalgalar” meydana getirmez, fakat neticede o kişiyle iletişime girdiğinizde sakin, tutarlı, huzurlu ve olumlu kalabilmeye dair becerinizi “sakatlar”.  Zaman içinde bu, o kişiyi hatırlatan her hangi bir kişiyle olan iletişiminize de bu yayılacaktır. Ve sonra herkesle olan iletişiminize de zarar verir.  Bunu çözmedikçe, orijinal eylemin dayandığı yanılsamayı yok etmedikçe, acınıza (öfkenize) nedeninin, onlar olmadığını fark etmedikçe ve kabullenmedikçe, hayatınızda zihinsel ve duygusal olarak sakat kalırsınız.

Başka bir örnek alalım.  Diyelim ki çok fazla endişeleniyorsunuz.  Zihinsel ve duygusal düzeyde bir endişe örneği, bir endişe kaydı yarattınız.  Bu kaydı kendi bilincinize yerleştirmenizin üzerinden çok geçmeden, o “sizi çalmaya” başlar. Bir alışkanlık haline gelir.  Hatta bununla özdeşleşirsiniz ve bazen “Ben böyle endişeli bir kişiyim” dersiniz.  Hatta muhtemelen endişelenmenin iyi olduğuna dair yaygın inançla kendinizi doğrularsınız.  Hatta kendi kendinize “ Ben endişeliyim, çünkü bu ilgilendiğimi gösteriyor!” dersiniz. Bu elbette ki tamamen saçmadır, çünkü endişe korkudur, ilgi ile sevgi ise iki kutup kadar zıttır.

İsterseniz bunu izleyelim ve nereye götürdüğünü görelim. “Endişe” şimdi bilincinize kaydolmuş ve sabitlenmiştir.  Hayatta geçmiş olumsuz bir anıyı tetikleyen her hangi bir şeyle tetiklenir.  Endişe gerçekten de olumsuz bir şekilde algılanmış olan geçmiştir, yeniden paketlenir ve geleceğe yansır. Bu, bir kez daha acı çekmeniz demektir ve muhtemelen, sabah kahvesi esnasında arkadaşlarınızla bir “endişe sohbeti”yaparken,  acınızdan keyif aldığınıza dair bir yanılsamaya sahipsinizdir.  Bu aynı zamanda da şu anda yaşamamanız demektir.  Daima geçmişte ve gelecekte olan endişeler içinde yaşayarak, kendi hayatınızı kaçırırsınız.

Endişe alışkanlığınız sizi, endişeleriniz için hammadde elde ettiğiniz geçmişin ve bunu yansıttığınız, var olmayan geleceğin tuzağına düşürmüştür, sonuç olarak şu andaki hayatı kaçırırsınız.  Tüm bunlar bilincinize kaydettiğiniz endişe alışkanlığını değiştirmeyi seçinceye kadar değişmeyecektir.  Bu, endişelenmenin iyi ve gerekli olduğuna dair yanılsamayı görmeyi, her hangi bir şey için endişelenmenin sadece “bir felaket fantezisi” olduğu gerçeği ile yok etmeyi gerektirir.  Bu zaman ve enerji israfıdır.  Şu anda hayatınızda olup bitenler için,  felaket içeren gelecek imajları yaratma güdüsü yerine, olumlu yanıtlar koymak demektir. Aksi halde “endişe” sizde kalıcı acıya neden olacaktır.   

İncinmeye YEDİNCİ yanıt 

Aydınlanma… Demek ki incinme ve affetme hakkındaki mutlak hakikati görmek, bilmek ve yaşamak istiyorsunuz… Bunu ya seveceksiniz, ya nefret edeceksiniz, ya da sadece anlamayacaksınız.  Zihninizi çok huzurlu kılmak için biraz zaman ayırın.  Huzurun kendi doğanız olduğunu ve “doğal durumunuzda” olduğunuz zaman en güçlü ve en alabilir durumda olduğunuzu hatırlayın. Sonra da yavaşça aşağıdakileri okuyun.

Hiç kimse sizi asla, asla, asla incitemez… Asla.  Kendinizi inciten daima kendinizsiniz.   Veya öyle görünüyor!  Neticede kendiniz bile incitemezsiniz, sadece yanlışlıkla kendiniz olduğunuzu düşündüğünüz yanılsamayı rahatsız edebilirsiniz.

Bu gerçeği görmek için, bilincinizin içinde ne yaptığınızı fark etmeniz gerekir.  Bu mutlak gerçeği görmek ve anlamak için, gerçekte kim ve ne olduğunuzu idrak etmelisiniz – form değil, maneviyat; beden değil, ruh.  Ancak o zaman insanlar fiziksel şeklinizi, giysinizi veya kişiliğinizi eleştirdiğinde alt üst olmazsınız. Kolay bir seçim değil, fakat yapılabilir.

Hakikati görmek için, düşünce ve duygularınızla, inanç ve algılarınızla özdeşleşmeye son vermelisiniz.  Onlar siz değilsiniz; onlar sadece sizin yarattığınız şeylerdir.

Öyleyse burada biraz geriye gidelim ve ne söylendiğini netleştirelim.

İki çeşit incinme vardır; fiziksel olan ve olmayan. Önce fiziksel incinmeye bakalım:

Fiziksel İncinme. Ağrı eşiğini hepimiz duyduk.  Atletler eğitimdeyken bunu gözden geçirir ve dayanıklılıklarını denerler.  Aslında, herkes bunun nasıl yapılacağını bilir.  Akupunkturcular acı duygusunu beyinden uzaklaştırabilirler. Bu, beş duyusu olan ve beyine sinyaller veren bir beden olduğunu, sonra da sizin, bedenin operatörünün, yani patronun mevcut olduğunu gösterir, fakat kanıtlamaz  (kendiniz için bunu yapmalısınız).  Bu nedenle biraz eğitimle, fiziksel acının ötesine geçmek mümkündür.  Hiçbir fiziksel sıkıntıyı kaydetmemek mümkündür.  Buradaki anahtar kelime eğitimdir.  Fiziksel acının ötesine gitmek, yapmayı hiçbir zaman öğrenmediğimiz şeylerden ayrıdır.    Buradaki nokta şudur; acıyı hissetmek önemlidir, fakat duyguyu desteklemeniz gerekmez.  Bunun ötesine geçmeyi öğrenebilirsiniz.  Fakat önce, bunu onaylamak ve mesaja doğru bir şekilde yanıt vermek hayatidir.

Çoğunlukla geliştirdiğimiz alışkanlık acıyı desteklemek ve acıyla özdeşleşmektir.  Zihninizde acınıza neden olmuş gibi görünen durumların imajlarını tekrar tekrar oynatmaya devam edersiniz.  Acıyı ayağınıza çarpan taşa atfedersiniz!  Son söz şudur;  taş SİZİ incitmemiştir, bedeninizi incitmiştir, içinde bulunduğunuz ve can verdiğiniz bedensel formu yaralamıştır, fakat SİZE dokunamaz.

Diyelim ki birisi bedeninize bir bıçak soktu veya başınıza bir tuğla indirdi. Ne yaparsınız?  Bununla, bunu size yapan kişiyi suçlamadan, gücenmeden ve hatta o kişiden nefret etmeden nasıl başa çıkarsınız?  Burada iki yol vardır.  İlk olarak, pek çok kişinin yaptığı gibi,  “ bir şeyler olup bitiyor” felsefesini kullanabilirsiniz, doğru tedaviyle yarayı iyileştirebilir, olayın anısını bırakabilir ve ilerleyebilirsiniz.  Eğer uzuvlarınızı kaybettiyseniz veya duyularınız hasar gördüyse, bu pek kolay değildir.  Alternatifi ne? Olaydan çok sonra bile, fiziksel acınıza duygusal acıyı eklemek.

İkinci strateji biraz daha derindir.  Hayatta kazalar veya tesadüfler olmadığını fark edince başlar.  Her şeyin bir nedeni ve mantığı vardır.  Her ne olduysa, bir sebeple olmuştur.  Belki de otomatik pilota bağlanmış rahat hayatınızı sarsmak için olmuştur.  Belki öğrenmeniz gereken bir ders vardır.  Belki sınanmanız gerekmiştir.  Ve o zaman bir sebep mevcuttur.  Pek çok kişi sezgisel bir şekilde hayatlarındaki bu örnekleri fark eder ve başlarına ne gelirse zaman içinde bir yerlerde, geçmişteki kendi eylemlerinin harekete geçmiş olduğunu tamamen anlarlar. Aslında bu anlayış durumun efendisi olmanız anlamına gelen, kendi deneyiminizin sorumluluğunuzu almanıza, öfke ve gücenme yaratmamanıza, kendinizi bir kurban gibi görmemenize ve özdeşleşmemenize ve hayatınıza devam etmenize imkân verir.  Hatta evrensel tahsildarın uğradığını ve ödenmemiş bir borcu ödeyebildiğinizi bile söyleyebilirsiniz.

Zihinsel ve Duygusal İncinme. Öyleyse hadi diğer çeşit incinmeyi veya başkalarının neden olduğu zannedilen, fakat öyle olmayan acı çekmeye bakalım.

Size kişisel olarak doğrudan acı çektiriliyormuş zannettiğiniz incinme, bir de ikinci-kişi incinmeleri vardır, kendinizi incinmiş hissedersiniz, çünkü başka birisi incinmiş gibi görünmektedir ve siz onların acılarıyla özdeşleşirsiniz.  Hatta diğer kişiyi daha iyi hissettirmek için “senin acını hissediyorum” dediğinizi bile duyabilirsiniz.  Hakikatin ışığında ilki komiktir, eğer pek çoğumuz başkaları acı çektiği zamanki tek doğrunun acı çekmek olduğu yanılsaması ile uyumasaydık,  ikincisine gülebilirdik bile.

Diyelim ki bana aptal dediniz, işime hakaret ettiniz, eylemlerimi eleştirdiniz, niyetlerimi sorguladınız, beni, bir yalancı diye adlandırdınız, yapmamış olduğum bir şey için beni suçladınız.  Tabii ki incinmiş hissedeceğimi düşünüyorsunuz.  Hatta incinmiş hissetmemin normal olduğunu bile söyleyebilirsiniz.  Muhtemelen beni incitmek için sözlerinizi de tasarlamışsınızdır.  Dünya benim öfkeli savunuculuğumu haklı bularak göz yumacaktır.  Fakat durun bir dakika.  Bir seçeneğim var.  Sözlerinizle, tutumunuzla incinmemiş hissetmeyi seçebilirim. Tepki göstermemeyi seçebilirim.  Hatta “aptal olduğumu düşünebilirsiniz, ama kendimi aptal olarak görmüyorum“ demeyi seçebilirsiniz.  “Evet, söylemiş veya yapmış olmak aptalca olabilir, fakat bu beni aptal bir kişi yapmıyor” demeyi seçebilirim.

“Bana bir yalancı olduğumu söyleyebilir veya niyetlerimi sorgulayabilirsiniz, fakat ben yalancı olmadığımı ve ne söylediğimi iyi biliyorum” diyebilirsiniz.  Bu seçimleri yapmak güç ve zihin huzuru gerektirir.  Biraz pratik gerektirebilir.  Fakat bu mümkündür.  Hepimiz hiçbir zaman incinmemiş gibi görünen, hiç tepki göstermeyen ve bütün böyle yorumların hiç etkilemediği birilerini tanırız. Bu seçimi yaptığınızda, incinmenizi yaratan kişinin hiçbir zaman bir başkası olmadığını da kanıtlar, bunu yapan daima sizsinizdir.  Şimdi bu hakikati biraz daha genişletelim ve diyelim ki aslında hiç kimse hiç kimseyi incitmez.  Bu nedenle de affetmeye gerek yoktur. İkna olmadınız, öyle değil mi?

Diyelim ki size “aptal” diyorum.  Ve incinmiş hissediyorsunuz.  Neden?  Çünkü zihninizde kendinize dair  “aptal olmayan bir kişi” imajını bulundurmaktasınız.  Aslında kendi hakkınızdaki bu imaja, onunla özdeşleşecek ölçüde bağımlısınız.  Bu nedenle şimdi, benim yargım, sözcükler formunda size doğru uçuyor ve bunu bilincinizin içine alıyorsunuz ve bu sizin bağımlı olduğunuz ve özdeşleştiğiniz, kendi hakkınızdaki imajınıza zıt olduğu için, duygusal olarak inciniyorsunuz.  Sözlerimde gördüğünüz algılanmış tehdide karşı kendinizi, kendi imajınızı savunmaya başlıyorsunuz. Savunmanızın ilk çizgisi öfkenizdir. Buna ego adı verilir.  Acı içindesinizdir, size söylediğim “söz sembolü” nedeniyle değil, fakat bununla zihninizde yaptığınız şeyler nedeniyle.  Eğer Bay veya Bayan daima Çok Akıllı ve Parlak olma imajına bağımlı olmasaydınız, o zaman aptal denmek sizi rahatsız etmezdi.  Sadece aynı fikirde olmazdınız.  Aslında kendinize dair bilginin sesiyle yanıtlardınız, evet, bazen pek mantıklı şeyler yapmayabilirsiniz, fakat aptal bir kişi değilsiniz.  Netice? Zihinsel rahatsızlık, acı, incinme yok.

Buradaki sırlardan birisi kendinize kendi kişiliğiniz olmadığınızı, eylemleriniz, sözleriniz ve hatta düşünceleriniz olmadığınızı hatırlatmaktır.  Onları siz yaratırsınız, fakat onlar siz değilsiniz.  Yaratıcı olan sizsiniz.  Bu nedenle birisi yargıladığı zaman, bunu kişisel olarak almazsınız.  Eğer kişisel olarak alırsanız, bu meselelere (düşüncelere, sözlere, kişiliğe) olan bağımlılığınız nedeniyle kendinizi inciteceksiniz demektir.  Acınıza neden olan sizin bağımlılığınızdır.  Bunu gördüğünüz ve kabul ettiğinizde, gerçekten de incinmenizin TAMAMININ yaratıcısının siz olduğunuzu idrak edersiniz… Daima, ne durum veya olay olursa olsun. O zaman, tek affetmeniz gereken kişi kendinizsiniz.  Daima ve yalnızca kendiniz.  Neden? Çünkü sadece gerçek kendinize, asıl size karşı uykudasınız. Yok olmayan, dokunulamayan ve incitilemeyen siz.

Çok ilginç, öyle değil mi? Neden? Çünkü hepimiz tam tersine inanmak üzere şartlanmışız.  Bu nedenle diziler seyreder ve filmlere gideriz.  Bu nedenle bazılarımız bir tartışma ve çatışmaya can atarız.  Böylece hissettiklerimiz için başka birisini suçlayabilir ve acımızı onlara yansıtarak doğrulayabiliriz.Bunu idrak ettiğinizde, hayatınızın ebediyen değişeceğini garanti edebilirim.  Hakikatin gücü böyledir.  Bunu bir kez tam olarak anlayınca, tüm yapmanız gereken gerçek hayatta pratiğini yapmaktır.  Fakat henüz bitirmedik.  Bir seviye daha var.

Tüm Yanılsamaların En Büyüğü. Bunu söylemenin veya görmenin başka bir yolu ise incinmediğinizi, fakat egonuzun rahatsız olduğunu fark etmenizdir.  “Gerçek kendiniz” incinmemiştir, fakat rahatsızlığınızın nedeni egonuzdur.  Gördüğünüz gibi, ego zihninizin ekranında bir imaj yarattığınız (siz zihniniz değilsiniz, fakat bir zihniniz var) ve bu imaja, benlik duyunuzu kaybedecek ölçüde bağımlı hale geldiğiniz zaman olur. Bu kimlik haline gelir.  Birisi imaja hücum ettiği zaman, size hücum etmiş gibi görünür ve hissedilir.  Onlar bile size hücum ettiklerini düşünebilirler.  Fakat etmezler. Onlar bir yanılsamaya hücum ederler.  Çünkü siz zihninizdeki bir imaj değilsiniz, siz sizsiniz.  Dokunulamaz ve rahatsız edilemez, sürekli huzur, sevgi ve neşe kaynağı olan siz.  Fakat gerçekte kim olduğunuzla bağlantıyı, bu farkındalığı kaybettiğinizde ve zihninizde yaratmış olduğunuz bir imajla özdeşleştiğinizde, bu imaja karşı koyan her şey kişisel olarak alınır.  Huzur, sevgi ve neşe derhal kaybolur ve zihninizin içinde duygu diye adlandırılan, içsel bir rahatsızlık hissedersiniz!  Duygu zihnin ajitasyonu demektir ve zihninizde olan şeyle özdeşleştiğiniz için, bu ajitasyonu hissedersiniz ve söyledikleri/yaptıkları şey nedeniyle bunun kendinize olduğunu düşünürsünüz.

Aslında, size karşı hücumu, yargıyı veya hakareti başlatan kişi de kendi acısından dolayı harekete geçmektedir. Onlar, sizin nasıl olmanız veya yapmanız gerektiğine dair bir imaja sahiptirler.  Bu imaja bağımlıdırlar ve özdeşleşmişlerdir ve siz bu imaja göre hareket etmediğiniz veya öyle olmadığınızda, kendilerini üzer ve incitirler. Fakat kendilerini sizin böyle hissettirdiğinize inanırlar.  Böylece size bir çeşit intikam için hücum ederler.  Gerçekte, onlar çifte yanılsamaya hücum etmektedirler.  Basit, öyle değil mi? Tamam, siz bunu basitleştirinceye kadar, biraz karmaşık. Ve bunu kendiniz için ancak kendiniz yapabilirsiniz.

Bunu söylemenin bir başka yolu ise, başka birisini incitmeye çalıştığınızda, sadece kendinizi incitirsiniz. O zaman bu çifte incinmedir, çünkü siz bunu yaparken, derinlerde, bilincinizin en derininde, yaratılıştan ve daima hakikati bildiğiniz yerde, bilinçaltında dokunulamaz ve incitilemez olduğunuza dair hakikate karşı çıktığınızı adeta bilirsiniz.  Bu nedenledir ki, birisine karşı duygusal bir patlamadan sonra, sakinleştiğinizde, daima birazcık pişmanlık duygusu vardır.  Bu, doğru olana karşı hareket ettiğinizi size bildirmeye çalışan vicdanınızın sesidir.  Tabiri caizse, sadece doğanıza aykırı davranmışsınızdır.  Bu nedenle, bir hata yapmaktan dolayı kendinizi incitirsiniz.  Bu nedenledir ki, hakikate karşı davranarak bir hata yaptığınızı anlar anlamaz, kendinizi hızla affetmeniz ve bir hata yaptığınız için artık kendinizi suçlamamanız oldukça önemlidir.  Her şeyden önce, yapılan hata bir an için kim ve ne olduğunuzu unutmak ve bu bilgisizlik nedeniyle eylem yapmış olmaktır.

Neticede hiç kimse hiç kimseyi incitmez ve biz sadece kendimizi incitiriz, fakat ne olursa olsun, hiçbir zaman incitilemeyen gerçek kendimizi değilSadece yanlış benlik duyumuzu, egomuzu rahatsız ederiz.  Rahatsız edilebilir olmak yanlış bir kavramdır, gerçek özümüz rahatsız edilemez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

//]]>