Melek olmaya doğru 18 adım
12 Haziran 2017 Pazartesi
Ağaç Gibi Olun
12 Haziran 2017 Pazartesi

Farkındalık Yeterli mi?

Farkında olmak, yaşadığımız her anın farkında olmak, bir kişinin düşünce, söz, duygu ve eylemlerinin etkilerini görme kabiliyeti yaratır ve gerçekliğimizi oluşturur. Farkındalık içinde yaşamanın amaçlarından bir tanesi ‘daha iyi’ için olasılıklar yaratmak ve yeni anlayış ufukları açmaktır. Farkındalık, bir yandan varolmanın değerini sevgi ile beslerken, diğer yandan da varolmanın saygısını arttırır.

Pekala, acaba farkındalık; kişisel ve ortak refahı arttırmak için yeterli midir? Şüphesiz, farkındalık bu refah yolunda atılabilecek çok büyük ve önemli bir adımdır ve asla göz ardı edilmemelidir, ancak yaşam kalitemizin tam ve bütüncül olabilmesi için bu fakındalığın aynı zamanda vicdanla birleşmesi gerekir.

Şimdi farkında olmaya karşın dikkatsizliğe ve vicdanlı olmaya karşın acımasız olmaya biraz daha yakından bakalım. Bu tarz bilinçler, şimdi sözünü edeceğimiz çeşitli özellikleri taşıyabilirler:

Dikkatsizlik: Suçlama, şikâyet etme, rekabet, eleştiri, dar görüşlü bir düşünce şekline sahip olma, sorumsuzluk, sıradan olma hali, geçmişte yaşamak, geleceğe dair korkularla dolu olmak ve sonuç olarak da şimdiki anın fırsatını kaçırmak.

Farkındalık: Uyanık olma hali, etrafında olanları kontrol eden ve ona uyum sağlayan, ayırt eden, sorumlu, seçeneklerin ve getirebilecekleri sonuçların farkında, çevredeki bağlantıları gören, umursayan, yeni ve arıtılmış, incelikli bakış açısına sahip, her bir anın değerini bilen.

Sonuçta, gerçek farkındalıkta, kişi sürekli olarak düşünmez, ama öyle bir noktaya ulaşır ki, artık çevresinde olup bitenin farkındadır – huzurludur, dengeli ve bağımsızdır.

Farkındalık sahibi olmanın olası tuzakları ise; gereğinden fazla bağımsız olmak, gereğinden fazla gözlemci olmak, gizil bir şekilde eleştiren kişi olmak, sıklıkla gereğinden fazla analitik düşünmek, umursamaz ya da bencil olmak, çevredeki diğer insanların bakış açılarına ya da uygun olan koşullara çok az itibar etmektir.

Acımasız:  Ya çok entelektüel ya da çok duygusal olmak – yani dogmatik ve/veya tepkisel, şiddet kullanan, duyarsız, mekanik, hilekâr,  ikiyüzlü, merhametsiz, ayrıcalıkçı, kendini beğenmiş, sahiplenici diğer bir deyişle dar görüşlü bir kalbe sahip olan.

Vicdanlı: İlgili, açık, alçakgönüllü, takdir eden, maceracı, herkesi içine alan bir hayırseverlik, cömertlik, özverili, kendiliğinden olan(spontan), hizmet bilincinde, yenilikçi ve şifacı.

Vicdan; samimiyet ve içtenliği doğal olarak yaratır, bu da mantıksal olarak bilmenin ötesinde olan sezgiselliktir. Samimiyet mertebesinde, birşeyin gerçeği size otomatik olarak gelir, adeta bir hayırduası gibi alınır. Gerçeği düşünerek algılamazsınız, onu hissedersiniz. Kişi sadece fakındalık mertebesindeyken bu olay gerçekleşmez çünkü ancak vicdanla birleşen farkındalık ile birlikte daha yüksek bir kaynağa ulaşırsınız. Bu noktada, sizden daha büyük olan çok güvenilir bir varlığa teslim oluş vardır.

Farkındalık ve vicdan zıt olan şeylerin birlikteliğini harekete geçirir. Bu ikisi anlamlı bir bütün oluşturarak, gündelik hayatımızın daha işlevsel niteliklerini açığa çıkartır. Örneğin; kişi, olaylardan kendini bir adım geriye çeker ve gözlem yapar ama aynı zamanda bir adım öne doğru gider ve elinden gelenin en iyisini yapar; kişi bağımsız hale gelir ve bakış açısı kazanır ama aynı zamanda gerekli olan detaylara dâhil olur; kişi derin anlamı yakalamak için büyük bir konsantrasyonla odaklanır ancak aynı zamanda yaşamın içine akar ve yaşamın sunduklarını kucaklar.

Sözünü ettiğimiz farkındalık ve vicdan bütünleşmesi, esnekliği ve uygun zamanda farkındalıktan vicdanlı olmaya geçebilmeyi gerektirir. Bu, doğru zamanı, hissedebilme meselesidir.

Farkındalık ve vicdana birlikte sahip olan insanlar, salt kendilerini referans noktası almazlar. Onlar, hareketin, sesin, zamanın ve özellikle de insan zihninin ötesindeki daha büyük bir kaynağın doğruluğunu kabul eder ve onunla bağlantıya geçerler.

Vicdanlı bir bilinç, kalbi kullanır, bir başka deyişle, sözünü ettiğimiz kaynağa bağlanarak ilahi olanı, kişisel olarak deneyimler. Böylesi bir deneyim sadece akılla edinilemez.

Farkındalık sahibi bir bilinç, içeriye ve dışarıya hareket ederek netlik ve idrak yaratan bilinçtir.

Vicdanlı bilinç de içeriye ve dışarıya hareket edecektir ancak o, kendine bir başka hareket kabiliyeti daha yaratacaktır; o da zihinden, düşüncelerden uzaklaşarak yukarıya doğru çıkan harekettir. Böylece bilinç; zamansız, süptil, fiziksel olmayan kaynağa bağlanır. Sözünü ettiğimiz bu kaynak; zihin ve aklın kendisine bağlandığında, onları yeniden canlandıran, şarj eden ‘enerji prizidir’. İlahi olanla bağlantıdayken, tüm erdemler bireye bağışlanır. Bu an, dönüştürücü sessizliğin kişinin tüm varlığını sarmaladığı ve mucizelerin olduğu kutsal olanla iletişim anıdır. Mucizeler, kendi kendilerine olmazlar.

Sonuç olarak gerçek biliş; zihinle değil, kalple olur. Çünkü gerçek biliş, hissetmektir, bir deneyimdir.

Biliş doğa ananın ya da güneş ışınlarının tohumlarla ilişkisi gibidir. Tohumlar birçoktur ama her bir tohum biriciktir ancak bir tohum her ne kadar mucizevi, şaşkınlık verici olsa da, ışıktan gelen enerji, güneş olmaksızın kendi oluşunu ortaya koyamaz, kendini ifade edemez. Işık, onların biricikliğini ortaya koymalarını imkanlı kılar. Her ne kadar uğraşsa ve kudretli olsa da bir tohum, bir başka tohumun cevherini ortaya çıkaramaz. Bu cevheri ortaya çıkartacak tek şey ışığın kendisidir.

İşte biz insanlar da aynı böyleyiz-diğer insanlardan ne denli iyi şeyler öğrenirsek öğrenelim, diğer insanlardan ne kadar ilham alırsak alalım, zihnimiz ne kadar farkındalıkta kalırsa kalsın, neticede biricik amacımızı ve varoluşumuzu ortaya çıkaran İlahi olanla kurduğumuz bağdır. Bu kaynak tüm uyanışların ebedi membasıdır. Ancak, kaynağın evrensel, sonsuz hayır sağlayan olduğunu ve onunla temiz niyetlerle bağlantıya geçmek isteyen herkese açık olduğunu anlarsak, gerisi tefarruat olacaktır.

Direkt olarak bilmek, deneyimlemektir. Bu da samimi, kişisel deneyimle birleşen sessiz farkındalıkla olur.

Direkt olmayan bilgi ise mümkün olanın tasviridir. Bizler, direkt olmayan bilgiye boğulmuş bir dünyada ikamet ediyoruz: Sevgiyi, gerçeği, huzuru,bütünlüğü, barışı, eşitliği vb. biliyoruz. Evet, tüm bunların gerçek olabileceğini de biliyoruz. Ancak bunların hiçbirini deneyimlemiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız vahşet, bozulma, acımasız bencillik, bizim bu yüce kavramları sadece uzaktan bildiğimizi gösteriyor.  Öyle görünüyor ki, insanlar gerçek sevgiyi, gerçeği, huzuru, barışı, bütünlüğü ve eşitliği deneyimlemiyorlar. Unutmayalım ki hiçbir zaman deyeyimlediğimizin aksine hareket etmeyiz, çünkü deneyimlerimiz kim olduğumuzu belirler.

Günümüzde, direkt olan bilgiye(deneyime) acilen ihtiyacımız vardır. Ancak direkt deneyim olduğunda, gerçek, hakiki, güçlendirici bir itki oluşacaktır, ki bu itki de bilinci saygılı bir ilişki mertebesine taşır. Saygılı ilişkiden kasıtsa hem kendimizle, hem de diğer insanlarla, toplumla, doğayla, zamanla, parayla ve kaynaklarla olan ilişkilerin hepsidir.

Anthony Strano

//]]>