Sırıkla Atlama ve Ruhsal Biliş
12 Haziran 2017 Pazartesi
YÜZ YALAN MI, YOKSA BİR DOĞRU MU?
12 Haziran 2017 Pazartesi

Dengeli Yaşam

Charles Hogg yaşamda bir denge sürdürmenin sırrını araştırıyor.

Çocukluktaki bazı olaylar derin etkiler bırakır. Benim anılarımda Niagara şelalelerini geçen bir ip cambazını gösteren bir televizyon programının derin bir anısı var. Adımlarını tam bir konsantrasyon halinde birbiri ardından büyük bir dikkatle yerleştirirken ağzım açık kalmıştı. Bazen durumunu dengelemek ve yeniden değerlendirmek için durmuştu. Sadece tek bir kayma ya da küçük bir dengesizlikle yüzlerce metre aşağıdaki çalkantılı beyaz suların içine düşebilirdi. Nefes kesiciydi.

Bazılarımız yaşamı da benzer biçimde hisseder. İp cambazı gibi, pek çok aşırılığın içinde yaşarken iç dengemizi bulmak tehlikeli olabilir. Olağanüstü gerginlik yaratabilir. Bir ikilik dünyasında yaşarız ve her saniye bu kadar çok aşırılığın arasında nerede durduğumuza dair kararlar vermek zorunda kalırız. Sessizlik içinde durumu hoş mu görmeliyim yoksa onunla yüzleşmeli ve gerçekten nasıl hissettiğimi ifade mi etmeliyim? Bir özsaygı noktasından mı hareket ediyorum yoksa sadece kibirli mi oluyorum? Bencil mi oluyorum yoksa sadece duyarlı olup kendi gereksinimlerimle mi ilgileniyorum? Ne zaman bir şeye karışmamalıyım ve ne zaman istediğim şey için ısrar etmeliyim?

Taocu felsefe bu ikilemleri antik Ying Yang simgelerinde ifade eder. Hemen hemen her saniye zıtların ikiliği ile karşı karşıya kalırız. Ne yazık ki, doğru dengeyi bulmanın bir formülü yoktur. Her durum görünüşte taban taban zıt kuvvetlerin farklı bir karışımını gerektirir. Bazı durumlar tamamen iddialı olmamızı ve nasıl hissettiğimizi ifade etmemizi gerektirir. Diğer durumlar başkalarının gereksinimleri ve arzularını dikkate alarak işe karışmamamızı, başka zamanlarda ise bu ikisi arasında bir karışımı gerektirir. Her durum bizim bir durumu nesnel olarak görme ve orta yolu algılama yeteneğimize bağlıdır. Benim deneyimimde, orta yol etkilerin ve düşüncenin bütün gelgitlerini gözlemlediğim bir sessizlik noktası bulmak demektir. Bu noktadan, tutmam gereken yolu açıkça görürüm.

Çoğumuz yaşamı, kendisini içinde pek çok farklı sorumluluğu yerine getirmeye çalıştığımız sürekli bir hokkabazlık olarak deneyimleriz. İlk olarak, ailelerimize ve arkadaşlarımıza karşı sorumluluğumuz nedeniyle – çoğumuz ilişkileri en yüksek öncelikte hisseder. İkincisi, seçilmiş kariyerimizdeki sorumluluklarımız. Üçüncüsü, diğer çıkarlarımız, ister toplum hizmetleri, spor, isterse yalnızca kendi eğlencemiz olsun. Birini ihmal etmek stres yaratabilir.

En büyük stres aşırı çalışmadan gelmez, yaşamımızın ihmal ettiğimiz bir alanı olan kaygıdan gelir. Herkesin bildiği şeydir, kendi alanlarında son derece parlak olabilen işkolikler genellikle çalışmayı yaşamlarının güç buldukları alanlarından kaçmak için kullanırlar. Belki evde çatışma vardır, ya da hatta kendine saygı eksikliği. Bir uca kaymak genellikle başka bir alandaki bir eksikliği kapatmanın bir işaretidir. İyi olduğumuz şeylerin peşinden koşuyormuş görünürüz, ancak yaşamımızı çok akıllı bir biçimde, bize meydan okuyan ya da zorlandığımız bu şeylerden kaçınmak için, yaratırız. Ünlü bir konuşmacı bir zamanlar bana bir kalabalığın önünde çok fazla güveni olduğunu, ancak iş teke tek iletişime geldiğinde genellikle tamamen yetersiz hissettiğini, o yüzden de bundan kaçındığını söylemişti. Sonuç, dengesizlik!

Daha yirmi bir yaşımdayken meditasyon yapmaya başladım. Meditasyonun keşfettiğim harikulade yararlarından biri sahnede kendi gösterisini izleyen bir seyirci gibi kendimi tarafsız şekilde görme sanatıydı. Kendimi izledikçe başkalarını memnun etmek için ne kadar çok çabaladığımı, gerçekten istediğim ya da gereksinim duyduğum şeylerden sürekli ödün verdiğimi görebiliyordum. Kendimden ziyade başkalarından saygı beklemek daha önemliydi. Sonuç… daha fazla dengesizlik.

O halde, kendime karşı bir sorumluluğum var mı ve bu nedir? Bazen çeşitli sorumluluklarımızı bir hokkabaz gibi elimizden düşürmeden çevirme kaygısının artık aşırıya kaçtığı bir noktaya geliriz. Genellikle bu noktada ben önceliklerimi yeniden değerlendiririm. Avustralyalı bir sosyal araştırmacı, Hugh Mackay, 1980’leri “endişeli 80’ler” olarak tanımladı. Pek çok kişinin kaygı ve aşırılığı çözmek için içsel olarak bakmaya başladığı toptan bir davranış değişikliği olan “iç yolculuğu” seçtiğini gözlemledi. Başkalarını ve durumları suçlamak kendini kandırma yoludur, ancak nasıl hissettiğim konusunda sorumluluk almak benim gerçek yolumdur. Ben ne yaşamın bana getirdiği zorluklara direnirim ne de onların altında ezilirim.

Fakat her bir durumda denge noktamızı nasıl buluruz?

Kendimizi etkilerden, düşüncelerden ve hatta geçmiş algılamalardan bütünüyle çekip çıkarmamız ve “helikopter görüşü” yakalamamız gerekir. Oradan bütün resmi açıklıkla görebiliriz. Yansızlık her zaman büyük düşünürlerin bir işareti olagelmiştir, çünkü sadece bağımsız bir gözlemci olarak durumu gördüğümüzde gerçek hakikati algılayabiliriz. Aksi takdirde duygularımız, arzularımız ya da bağlarımız açıklığımızı bulanıklaştırır. Bağımsızlık gerçek dengeyi bulmak için o kadar da gereklidir, ancak çoğumuza kalpsizmişiz gibi de hissettirebilir. Bu sebepledir ki ilk ve en önemli denge sevgi ve bağımsızlıktır.

Sevgi en büyük ihtiyaçtır. Sevgisini her zaman saf bir niyetle ifade edenler hep sevgi dolu hissederler. Ancak gerçekten sevgi dolu olmak için bağımsızlığa ihtiyacımız vardır. Başkalarından bağımsız kalabildiğimizde, onların eylemlerinden rahatsız olmayız ya da etkilenmeyiz, bu yüzden sevgimizi sürdürebiliriz. Sevgimiz başkalarının tepkilerine koşullu değildir. “Eğer sen bunu yaparsan, sadece o zaman sevgimi alırsın…” diye bir sevgi ticareti yapmayız.

Bazen sınırsız bir sevgi ve destek göstermeliyiz ancak diğer zamanlarda geri durmak ve başkalarının kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermek zorundayız.  Burada, bizim bağımsızlığımız bizsiz yapabilmelerini sağlamak üzere bir saygı gösterme şekli olabilir.  Sevgi dolu ve bağımsız olmak başkalarının huysuzlukları, hatalı davranışları ve algılamalarının berraklığımızı bozamadığı bir yerde kalmamızı, farklı etkilerden ve ortamdan korunmamızı sağlar.

Meditasyon uygulaması sizi doğal olarak ‘helikopter görüşü’ne götürür. Oradan resmin tamamını görebilir ve daha dengeli biri olabilirsiniz. Denge bulacağınız alanların bazıları şunlardır:

Analiz ve Kabul 
Bazı durumlar berrak analiz gerektirir, ancak analiz meseleyi sona erdirmez. Zihin olayları sık sık tekrarlar ve tarafsızlığımızı korumaya çalışır. Fakat kabul etmek öznel duyguları temizler ve yaşamla geçinmemize izin verir. Kabul etmek inkâr ya da bastırma anlamına gelmez sadece daha fazla hiç bir şey yapılamayacağının farkına varan daha derin bir bilgeliktir. Yapabileceğimiz tek şey her ne olmuş ise gerekli dersleri almak ve geleceğe ilerlemektir.

Alçak Gönüllülük ve Otorite 
Öz saygıya sahip olduğumuzda, sözlerimiz ve eylemlerimiz alçak gönüllük ifade eder. Bazıları alçak gönüllüğe hayranlık duyduğunu söyler, ancak mütevazı insanların paspas olabileceğini hisseder. Ancak gerçek alçak gönüllülük yumuşak ve nazik güç ve otorite meselesidir. Bu öz otoritedir, başkaları üzerinde kontrolü dayatan bir otorite değil. Alçak gönüllü biri bütün doğruları söyler ama onların otoritesi başkalarının kalplerini kırmaz. Başkaları böyle bir kişinin ağır başlılığına ve kendine olan güvenine hayranlık duyar. Alçak gönüllülük ve öz otorite dengesi, büyük bir liderin temelidir.

Memnuniyet ve Tutku
Bazı insanlar asla memnun olmaz. Neye sahip olurlarsa olsunlar, daha fazlasını isterler. Bu kendilerinin sakin olmalarına ve sunulandan zevk almalarına asla izin vermeyen iç huzursuzluğun kanser gibi bir çeşididir. Bazıları ise her hangi bir konuda bir adım dahi ileri gitmek için hiç motivasyonu yokmuş gibi görünür. Meditasyon uygulamasının nimetlerinden biri ruhsal özümüzün ve Tanrı ile ilişkimizin derin bir farkındalığını keşfetmektir.

Bu tanınmak için duyulan tutkuyu yatıştırır, bir olgunluk ve hoşnutluk duygusu yaratır. Bununla beraber, bu iç doyumla birlikte bile, kendi yaşamlarımızı geliştirmek ve başkalarına yardım etmek tutkusu hala mevcut olabilir. Fakat bu başkalarının onayını arayan bir tutku değildir, kaynağı özgün bir yardımseverliktir.

Charles Hogg

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

//]]>