Jayanti KIRPALANI-20.01.2016-Ankara

Anasayfa » Jayanti KIRPALANI-20.01.2016-Ankara
share on facebook  tweet  share on google  print  

Jayanti KIRPALANI-20.01.2016-Ankara

 

                                                                                                                                                                             20/01/2016
Ankara konuşmasının metni

Zaman Değişirken Olumsuzluklarla Başa Çıkmak

Jayanti KIRPALANI             

                                 

Son 1 yıl içinde dünya çok değişiyor, buna katılıyor musunuz? Değişim çok hızla devam ediyor. Bazen olumsuz değişimler olduğunu da hissedebiliyorum. Bazen olumlu değişimler de görüyorum. Olumsuz olumluya göre daha güçlü… Değişime karşı 3 farklı şekilde karşılık verebiliriz:

1- Olanı reddetmek: Her şey iyi olacak, her şey olduğu gibi devam edecek gibi bir duruş…  Bazı insanlar şöyle söylerler;  “dünya her zaman böyle olmuştur, böyle devam edecek.” Değişimi düşünmezler.

2- Değişikliğe direnmek: Her şeyi olduğu gibi devam ettirmek için tutunuruz, değişmemeleri için.

3- Değişimi kucaklamak, olan değişimi kopya etmek: Hepimizin etrafında olumsuzluğun gücü, zoru vardır. Haberlerdeki olumsuzlukları duyduklarında, insanlar bana sordular: “Nasıl oluyor da böyle bir yere gidiyorsun?” diye… Benim de onlara cevabım şu oluyor “Diğer yerler de tehlikeli olabilir…” Bazı şeyler değişiyor, bu değişikliklere karşı biz onlara uyum sağlamalıyız. Bu değişimi dışsal olarak kabul edebilirim, uyum gösterebilirim ama içsel olarak, içimde bir noktada sabit, dengede kalabilirim. Eğer olumsuzlukların bir listesini yapacak olsak o çok uzun bir liste olurdu. Karanlık, soğuk gibi ama siz buraya o kötü şeyleri duymak için gelmediniz. Bugün sizlerle bir umut mesajı paylaşacağım. Ve siz buradan ayrılırken o mesajı kalbinizde taşıyıp götüreceksiniz. Ve dünyadaki olumsuzluğu dönüştürmenin mümkün olduğunu göreceksiniz.

Pek çok kişinin içinde korku var. Acaba bu korkunun temeli, nedeni nedir? Korku; işinizi kaybetmek, sevdiğiniz birini kaybetmek, sağlığınızı kaybetmek olabilir, liste çok uzundur. Ben şunu fark ettim: korku, çeşitli durumlara çok dar bir açıdan baktığımız zaman ortaya çıkıyor. Eğer korktuğum her neyse ona daha geniş bir açıdan bakarsam, o zaman korkuya yer kalmıyor. Daha geniş açıdan bakarsam olanları anlarım ve korku kalmaz. En önemli olan benim, kendime nasıl baktığımdır.

Kendimize sınırlı bir bakış açısıyla baktığımızda çok dar bir görüşe sahip oluruz. Kendimize ruhsal kimliğimiz açısından baktığımızda yaşam çok daha farklı hale gelir. En önemli mesaj kendimize bu fiziksel beden olmadığımız, bir enerji, bir ruh olduğumuz gözüyle bakmamızdır. Biz kendimizi beden ve ruh olarak gördüğümüzde, ruh ve bedeni ayrı düşündüğümüzde farklı bir duruşumuz olur. İkisi arasındaki en önemli fark ruhun ebedi ve ölümsüz olması, buna karşı bedenin ölümlü olmasıdır.

Bu bedeni kullanarak, onun içinde durarak ne yapmak istiyor, nasıl yapmak istiyorsam, ruhsal farkındalıkta kalarak yaptığımda, ruhun gücü ile etrafta her ne olumsuzluk varsa onun üstesinden gelebilirim. Ruh bilincinde olduğumuzda tamamen saflık ve huzurla bağlantıda oluruz, sevgi ve hakikatle bağlantıda oluruz ve bunlarla bağlantıda olduğumuzda bu nitelikler kendisini gösterir.

Hangisi daha güçlüdür:

Sevgi mi Korku mu?

Öfke mi daha güçlüdür yoksa huzur mu? Son zamanlarda insanlar öfkenin huzurdan daha güçlü olduğunu söylüyorlar. Bu söyleme rağmen kalp bunu kabul etmez. Yani içimizde huzurun daha güçlü olduğuna dair bir inanç vardır. Bilinçaltımızda aslında ruhun doğal halinin huzur olduğu bilgisi vardır. Suyun doğal hali serin olmasıdır, kaynattığınızda tehlikeli olabilir ama bir süre sonra doğal olarak kendi serin haline döner. Dış unsurlar öyle bir etki yaratıyor ki sanki öfke doğal bir halmiş gibi görülüyor. Aslında öfke ruhun doğal hali değildir. Huzur ruhun doğal halidir. Fiziksel beden açısından da huzur yararlı olandır. Öfkenin beden üzerindeki izi nedir? Öfkeliyken kan basıncınız, kalp atışlarınız, içsel sisteminiz nasıl olur? Bu insanın doğal hali değildir. Olumlu, saf, huzurlu hali insanın doğal halidir. Etrafımızda bu kadar çok olumsuzluk olmasına rağmen ruhun tekrar o kendi özgün huzuruna dönmesi mümkün olmalıdır.

Şöyle bir söyleyiş vardır: “Karanlığı lanetlemektense bir lamba yakın.” Şu anda dünyadaki mevcut olumsuzlukları konuşabiliriz… Veya bunun yerine biz ne yapabiliriz: lambanın ışığını yakabiliriz; yani ruhun ışığını yakabiliriz. Bunun da anlamı gerçekten kendimizin kim olduğunu idrak etmemizdir. Bir kere bunu fark ettiğimizde ışığımız parlamaya başlar, huzur ve sevgi ortaya çıkmaya başlar. Belki ben tüm dünyayı değiştiremem ama kesinlikle kendimi değiştirebilirim. Ve kendimizi değiştirme yolu aslında çok basittir. Sadece hatırlamak…  Unuttuğumuz zaman sorunlar başlar. Hatırladığımızda kolaylaşır. Aslında anlamamız gereken bir şey var, dünyada her ne oluyorsa bizim içimizde olanlardan dolayıdır. Huzur ve savaş bunun en basit örnekleridir. Eğer benim içimde uyuşmazlık veya çatışma varsa doğal olarak ben onu, o şekilde ifade ederim. Bombalar, silahlar kullanmayabilirim fakat bende de taş ve sopaları atarım dış dünyaya…(Mecazi anlamda) Eğer içimde huzur varsa diğerleriyle paylaşacağım şey de huzurdur.

Şu anda dünyada hepimizin etrafında şiddet var. Şiddet nerede başladı? İnsanlardaki olumsuz güçler bir araya gelerek o dış dünyadaki şiddetin başlamasına sebep oldu. Eğer ben bugün o savaşın içinde olmak istemiyorum dersem, insanlarla sevgi ve huzuru paylaşacağım dersem, o huzur benim bulunduğum ortamda yayılacaktır. Ve toplumda o huzur enerjisi yayılacak, genişleyecektir ve ülkeye yayılacaktır. Her birimizin etrafımızı etkilemesi söz konusudur. Eğer bu akşam biz kalbimizde huzuru muhafaza edeceğiz, taşıyacağız diye karar verirsek, onu yayacağız. Ben bunu yaptığımızda huzur enerjisinin topluma yayılmasında çok büyük katkımız olacağına inanıyorum.

Bir durum huzur, bir diğeri ise sevgidir. Sevgiyle, bir kişiye olan bağımlılık, farklı şeylerdir. Sevgi tüm insanları kapsamalı, evrensel olmalıdır. Kim olduğumu hatırlarsam ve o sevgiyi herkes için düşünebilirsem o zaman ne kadar geniş olduğunu ve herkesi kapsadığını görebilirim. Sevgiyi koruduğumda ise kimseyi eleştirmemem, kimsenin kusurunu görmemem ve herkeste olan güzelliği, iyiliği görürüm. Büyüklerimizden biri ilginç bir noktayı dile getirdi:

 

“Eğer birindeki hatayı, kusuru görürsem ve onu işaret edersem kendi iç dünyamda ne olmaktadır? Benim içime de olumsuzluğun gelmesine izin veriyorum. Olumsuzluğun ruha gelmesine izin verirsek o ne yapar? Olumsuz düşünceler, sözler, eylemler benim, yani özün huzurunu yok eder.”

 

 “Eğer siz birisine iyi dileklerinizi iletirseniz onun olumluluğa geçmesine katkıda bulunursunuz. Olumsuzluğu görür ve belirtirseniz o zaman onun içindeki güzelliğin gelişmesine katkıda bulunmak yerine engel olursunuz.”

 

Eğer birisinin olumluluğa doğru ilerlemesine engel oluyorsam bana ne olmaktadır? Her bir kişiyi sevmek öyle romantik bir fikir değildir aslında. Aslında bu oldukça pratik bir şeydir, onlardaki olumluluğu güzelliği görmek ve onlara ilham vererek, daha ileri bir aşamaya geçmelerini sağlamaktır. Sevginin gücü onlara ilham verecek ve ilerlemelerini sağlayacaktır.

 

Çocukluğunuzda hatırlarsınız: Bir resim çizdiğinizde, anne babanız veya çevrenizdekiler “çok güzel” olduğunu söylediklerinde coşkuyla daha fazla yapmak isterdiniz. Ama “bu ne biçim olmuş, ne yaptın sen gibi” tepkiler gördüğünüzde vazgeçerdiniz, yaratıcılığınız yok olurdu. İyi dilekler ve olumlu düşüncelerimizin gücü ilham verir ve olumlu bir şekilde etkiler. Olumsuz yorumlar ise olumsuz etkiler yaratır ve bu yaratıcılığı öldürür. Bunların hepsini yaşamınızda deneyimleyebilirsiniz. Huzurun gücünü, sevginin gücünü yaşamınızda kullanın ve etkilerini kendiniz görün.

 

Hakikatin gücünü bir düşünelim… Eğer bir konuda yalan söylersem o yalanı saklamak için kaç yalan daha söylemek zorunda kalırım? Cesaretimi kullanıp da o yalanı söylemezsem o büyük durumu küçültürüm. Dünyanın çok materyalist hale geldiğini görüyorum. Bilincimiz maddeye ve bedene çok bağlı ve dış dünyadaki durumlar da çok önemli hale geldi. Bu durumda da ben o içsel hazinemle aramdaki bağı koparmış olurum.  Pek çok olumsuz güç ön plana çıkar ve bizi yönlendirir.

 

Madde ve maddi olana yoğunlaşmak aynı zamanda doğada da sorunlar yarattı. Bilincimiz bir şeylere sahip oldukça mutlu olmaya başladı. İçimize dönüp içimizdeki hazineleri keşfetmeyi unuttuk… Dünyevi olanın peşinden koşarak onların mutluluk getirdiğini düşündük. Tüketim sınırsız bir şekilde büyüdü. Şu an dünya kaynaklarının 1,5 katını tüketiyoruz.  Bir şeylere sahip olarak mutlu olacağımızı sanıyoruz. Kaç çift ayakkabınız var? Cevap vermeniz gerekmiyor, sadece düşünün. 1 haftada kaç gün var? Başka bir çift daha ayakkabı almaya ihtiyacınız var mı? Biz durumları farklı algılamaya başladığımızda yeni bir şey almaya ihtiyacımız olmadığını da anlamaya başlarız. Yaşamımızı çok sadeleştirebilir ve yine de çok mutlu olabiliriz. Yaşamımda neyi sadeleştirip basitleştirebilirim ki mutluluğumu devam ettirebileyim? Buna bir bakalım… Ruhsal yolculuğumuza başladığımız zaman gerçekten sevginin, huzurun ve mutluluğun içimizde olduğunu keşfederiz. Bu keşif, kendimizin ve başkalarının da yaşamlarında çok büyük bir etki yaratır.

 

Bir başka yönü de; kim olduğumuzu bilmemiz, kendimizle zaman geçirmemizdir. Kendimizle baş başa zaman geçirmenin anlamı sessizlikte kalmaktır. Birisini çok iyi bilmiyorsanız onu sevebilir misiniz? Peki, biz kendimizi ne kadar biliyor, tanıyoruz? Peki, biz kendimizi ne kadar seviyoruz? Belki biz kendimizi o kadar da fazla sevmiyoruz, bunun da nedeni kendimize zaman ayırmamamız!

 

Kendimizle kalmanın anlamı yalnız olmak demek değildir. Çok zamanınız olabilir ama kendinize ayırmıyor olabilirsiniz. Bu içsel olarak kendimizle konuşmamız, zaman ayırmamız demektir. Sessizlikte kendimle sohbet etmem, konuşmam, kendimi tanıyabilmem demektir.

 

Bir başkası Yaradan’la, İlahi Olan’la bağlantıda olmaktır. Belki ben elimden geleni yapabilirim ama hala olumsuzluklar, güçlükler gelmeye devam eder. Sadece kendimizi unutarak, materyal dünyayla bağlantıda kalmadık, aynı zamanda Yüce Olan’ın, durumlar karşısında bize ne kadar yardımcı olacağını da unuttuk. Bütün eski gelenekler Tanrı’nın tüm güçlere sahip olduğunu kabul eder ve söyler. Fakat bunun ne anlama geldiği hakkında çok fikir olmayabilir. Tanrı gücünü ruhlara verir. BİR’den alacağım güç ve kuvvet sayesinde geçmişteki olumsuzlukların üstesinden gelebilirim.

Neden geçmişin acısını bırakıp, gitmesine izin vermeliyiz? Acı çok fazla yer işgal eder ve yeni şeylere yer kalmaz. Üzüntüye, acıya, sıkıntıya sıkı sıkı tutunduğumda sevgi ve mutluluğa yer kalmaz. Sevgi ve mutluluğu deneyimleyemem. Her neye sahipsem ancak onu verebilirim. Acı olabilir, üzüntü olabilir, o zaman etrafımdakilere bunları titreşim ve sözlerimle ileteceğim. Tanrı’nın gücü öylesine etkilidir ki ruh, o acının iyileşmesini O’nun sayesinde başarır. Geçmişten taşıdığım üzüntünün, kalbim iyileştikçe gitmesine izin veririm, iyileşirim.

Ne sıklıkla bağışlamalı, affetmeliyim?

Her gün! “Ben daha önce affetmiştim, bu kez affetmeyeceğim” demek, o yükü kendi kalbimde taşımaya devam edeceğim demektir. O anda verdiğim en büyük zarar kendimedir. Başkasını affetmeye başlamak aslında kendimize özgürlük tanımaktır. Bunu yapmak kendime yarar sağlar. Affettiğimi belki onlar bilmezler ama ben kesinlikle özgürleşirim.

Tanrı’nın sevgisinin gücü, insan ruhlarını değiştiren, dönüştüren bir güce sahiptir. O Sevgi Okyanusu’ndan sevgiyi ne kadar çekebilirsem, sevginin gücü ile o denli mutlu olur ve gülümserim. Bugün havaalanında insanların çok mutsuz olduklarını gözlemledim. Onlara gülümseyerek baktığımda aynı şekilde karşılık verdiler. Bir huzur ve neşe anını paylaşmak çok da zor değil aslında. Yüce’den gelen o güç bizi değiştirir, dönüştürür. Yüce’nin o gücünü çekebilmek için onunla bağlantıya geçmemiz gerekir ve onunla bağlantıya düşüncelerimizle geçeriz. Aslında insanlar arasındaki bağlantı da zihinden zihne bağlantıdır. Kelimeler, bakışlar kullanılabilir ama bağlantı, iletişim zihinden zihnedir ve orada bir enerji akışı vardır. Fiziksel olarak burada olabiliriz ama zihinsel olarak burada değilsek, o zihinsel bağlantıyı kuramayız. O Bir Olan, Yüce Olan’ın fiziksel bir formu yoktur. O, Işıktır. Peki, onunla nasıl bağlantı kurabilirim? Sevginin gücüyle, düşünceyle bağlantı kurabilirim. Kendimdeki dönüşümü gördükçe, deneyimledikçe buna dair bir inanç gelişir. Diğerlerinin ve dünyanın da değişeceğine dair inancım güçlenir. Olumsuzluklar var, olumsuzlukların gücü var ama aynı zamanda olumluluklar da var.

Dünyada yapılan bu seyahatler birbirimizi daha iyi anlamamıza neden oldu. Birbirimizi tanıdıkça inanmaya, güvenmeye başlarız. Bilmemek korku yaratır. Dünya ailesi birbirine 50 yıl, 100 yıl öncesine göre daha çok yakınlaşmıştır. Bütüncül kavramı pek çok alana girdi. Eğitime, tıbba, mimariye… Pek çok insan doğa ve çevreyle daha çok ilgileniyor. 50 yıl önce böyle bir sorun insanların gündeminde değildi. Bugün dünyanın durumu ne olursa olsun biz bir fark yaratabiliriz. Doğayla yeni bir ilişkiye geçebilmek için yeni bir tutum, yeni bir bakış açısı geliştirebiliriz. Tabiata tekrar saygı gösterebiliriz ve ben bunun tekrar olduğunu gözlemliyorum. İnsanlarda o şefkatin çok güzel bir şekilde tekrar açığa çıktığını gözlemliyoruz. Bir tarafta karanlık var ama aynı zamanda şafak söktüğünde ışık tekrar ortaya çıkmaya başlar. Gündüz bir anda olmaz. Şafak söktükten sonra gündüz ortaya çıkar. Evet, karanlık var ama sizler hepiniz şafağın işaretlerisiniz. Gerçek şu ki hepiniz bu konu ile ilgilisiniz o yüzden bugün buraya geldiniz. Benim için bu ışığın tekrar dünyaya gelmeye başladığının işaretidir…

Kendimizin bir ışık olmasına izin verelim ve diğerlerinin de ışığının açığa çıkmasına vesile olalım. Bu burada bulunan her biriniz için geçerlidir.

e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta
e-jett V7: HMenu-1/R