Zor Kullanmayı Bırakalım

Anasayfa » Zor Kullanmayı Bırakalım
share on facebook  tweet  share on google  print  

Zor Kullanmayı Bırakalım

 

 Zor Kullanmayı Bırakalım! 

 

"Sonuçları görmek isterseniz, olayların gelişmesini sağlamanız gerekir... yıldızlara uzanmanız gerekir... fırsat varken, gidin ve sahip olun... onu gerçekten ne kadar istediğinizi kendinize sorun... kimseye veya hiçbir şeye size engel olmasına izin vermeyin!"  Birçok insan, yaşamlarında zor kullanarak bu motive edici klişe sözleri kullanır. İçimizden bazılarını da gerçekten motive eder. Çok hırslı çalışan biri, en üst yönetici koltuğuna erişir; yetenekli ve şöhret peşinde olan bir sporcu, dünya şampiyonu olabilir; baskı altında olan bir iş insanı, ticari bir imparatorluk kurabilir, ergen, saf bir siyasi aktivist, başbakan olabilir.

 

Ancak hangi bedeli ödeyerek? Bazıları, eğer gerçekten istedikleri şeyi eldi ettiyseler, hiçbir bedel ödemediklerini iddia ederler. 'Git ve hayallerini gerçekleştir', derler! Başkaları için bedel büyüktür, çünkü bir ilişkiyi feda etmek zorunda kalırlar veya içlerinde çok derin bir yerde, yapmak istemedikleri bir şeyi yapmak zorunda olurlar veya asıl değerlerine aykırı bir davranış sergilerler ve bunun hepsini de, sadece nerede olmaları gerektiğine "inandıkları" için yapmış olurlar. Bu inancı ise, bulundukları kültürden kör bir biçimde benimsemiş bulunurlar.

 

Her şey, başarıya hangi anlamı yüklediğimize bağlıdır. Başarının bazı anlamları, sizi kesinlikle stresli bir yolculuğa götürür. Denir ki, bir şeyi sadece iyi değil de, harikulade yapmak isterseniz, aşağı yukarı on bin saat yoğun bir biçimde çalışmanız gerekir. Ancak çalışmanın arkasında ne yatar? Bazıları, kendilerine belli bir şeyi yapabildiklerini kanıtlamak istedikleri için çalışırlar. Başkaları, diğerleri tarafından takdir görme ihtiyacı duydukları için kendilerini sıkıştırırlar. Bu, kendilerini zorladıkları anlamına gelir. Başkaları ise, sadece zevk için çalışırlar ve bu çalışma, onları kudretli kılar. Bu çalışmalardan biri insanı tüketir, diğeri ise enerji verir. İkisi de mükemmel bir iş başarabilir, ancak biri, hedefine ulaştığında büyük ihtimalle yorgun ve bitkin, diğeri ise, hedefine seke seke ve gözleri ışıldayarak varır. Onların coşkusu hiçbir biçimde azalmaz.

 

Siz devamlı eylem yapan biri misiniz?

 

Hayatta başarılı olmak için kendimizi zorlamamız gerektiğini öğrenmişizdir. Toplumsal bir iş anlayışı veya çok hırslı bir ebeveyn bunu bize muhtemelen öğretmiştir ve hedefimize ve kaderimize ulaşmak için en çok başvurduğumuz yol hep bu olmuştur. Ancak, bu yöntemi bir yaşam tarzı olarak ele aldığımızda, bu yaşam tarzının genellikle aydınlanmış olmadığını ve bu yüzden de pek mutluluk veremediğini görürüz. Örneğin, başkalarıyla bir ilişkiyi sürdürme konusunda çok başarılı değildir, çünkü manipülasyona ihtiyacı vardır. 'Eylem' konusuna geldiğimizde, bize çok fazla enerji vermediğini görürüz. 'Elde etme' konusuna geldiğimizde, bu tarzın daha çok eylem odaklı olduğu ortaya çıkar ve bunun sebebi de, bizlerin öncelikle varlıklar olduğumuzu unutmamızdan kaynaklanır. Eylem bizi bağımlı yapar ve en çok iş kolikler hayatlarını kendilerini zorlayarak sürdürürler.

 

Olayların ve ilişkilerin düzgün gitmediğini fark ettiğimizde, bir şeyleri zorladığımızı biliriz. O yüzden zorlama mutlu ve hoşnut bir bireyde nadiren görülür. Zorlamayı seçen biri, devamlı çaba ve mücadele gösterir ve sürekli başkalarını bir kenara iter! Bu, huzurlu ve doğal bir biçimde yaşayan birinin özellikleri değildir. Gerçekten seven bir eş, zeki bir yönetici veya ilgili bir ebeveyn zorlamaz. Zorlamaya başladıklarında hepsi, istediklerini elde etmedikleri an, epeyce kızarlar. Güç kullanmanın en önde gelen göstergesi kızgınlıktır!

 

O zaman hayatınızı zor kullanmadan sürmenin alternatifi nedir? Yaşam, başkalarını devamlı zorlamadan, ısrar ve manipüle etmeden, çaba harcamadan, mücadele etmeden, ikna etmeye çalışmadan ve sonunda duygusal sömürüye başvurmadan nasıl sürdürülebilir?

 

Enerjimizi daha nazik ve etkili kullanmak için, kolay bir geçiş yapabiliriz. Bu, zorlamak yerine kudrete olan geçiştir. Bu geçişte, algılarımızda ve eylemlerimizde değişime gideriz. Böylece, her yaptığımız eylemi daha 'etkili' bir biçimde yaparak, daha huzurlu, hoşnut ve sevgi dolu bir hayat yaşayabiliriz.

Aşağıda bazı geçiş türleri anlatılmaktadır. Onlar size zorlamaya mı başvurduğunuzu, yoksa gücünüzü mü kullandığınızı görmeye yardımcı olacaklardır.

 

1. Nesnelerden İnsanlara Geçiş

Zorlama, insanlara bir nesneymiş gibi davranmak, onları bir tür kaynak olarak görmek ve onlara iş yaptırmak anlamına gelir. Oysa kudret, insanları görmek ve onlara yanıt vermek demektir! Bu diğer kişiyi görmek ile başlar! Diğer kişiye nasıl bakar ve nasıl algılarsınız; onu bilincinizde nasıl yaratırsınız? Başkalarını, sizin için bir şey yapması veya bir şey vermesi gereken biri olarak görürseniz, onları kişilikleriyle takdir ediyormuş gibi 'görünseniz' bile, onları aslında büyük olasılıkla bir nesne olarak görürsünüz. Bu tür bir bakış, beklenti ve arzu yaratır. İşte o zaman birine istediğimiz veya yapılması gerektiğini düşündüğümüz bir şeyi açık bir biçimde yapması için zorlamaya ve manipüle etmeye başlarız.

 

O zaman da, hem tutumumuzda, hem de davranışımızda zor kullanmış oluruz. Başkaları da, kendileriyle bir bağ kurmadığımızı, onun yerine, kendilerini ihtiyaçlarımızı yerine getirecek bir kaynak olarak gördüğümüzü anlarlar. Bu durum pek çok iş yerindeki ilişkilerin özünde yatar. İnsan Kaynakları terimi de buradan çıkmıştır. İş yerleri de zaten bu yüzden genellikle mutlu bir yer değil de, bozulmuş ve sorunlu ilişkilerin yaşandığı mekânlardır. Oysa kudretli biri, diğer kişiyi, kendi duyguları ve hayalleri, kendi ihtiyaç ve arzuları olan ayrı bir insan olarak görür. Kudret, başkalarına zaman ve dikkatini vererek, onlara ilgi gösterdiğinizi, onları gerçekten takdir ettiğinizi, onlara empati ve saygı gösterdiğinizi gösterir. Kudretin bu özellikleri diğer kişiye yardım eder, ona güç verir ve sağlam bir ilişki kurulmasını sağlar.

 

2. Kontrolden Etkiye Olan Geçiş

Zorlama, kontrol edemediğiniz şeyleri (genellikle başka insanları) kontrol etme çabasıdır; oysa kudret, etkilemenin ustalığı ve uygulamasıdır. Birçoğumuz, çok tehlikeli bir şey öğrenerek büyürüz, bu da, başka kişilerin bizim mutluluğumuzdan sorumlu oldukları düşüncesidir. Bu yanlış düşünce, ilişkilerimizin en önemli niyetini ortaya koyar: o da mutlu olabilmemiz için, başkalarının bizim istediğimiz şeyleri yapmaları, söylemeleri, olmaları veya vermelerini gerektiği inancıdır. Bu durumda aslında başkalarından beklediğimiz şey, onların bizleri kendi mutsuzluğumuzdan kurtarmalarıdır! Sonuç olarak başkalarını kontrol etmeye çalışırız ve onları zorlarız. "Bunu yapsalar iyi olur, yapmalılar ve yapmak zorundalar..." gibi sözcükleri kullanarak, zorlamayı önce zihnimizde başlatırız. Ve istediklerimizi yapamadıklarında bu, duygusal alanda hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Ancak bazen de, istediğimiz gibi oluyor ve davranıyor veya istediğimiz şeyi bize veriyor gibi görünürler. İşte o zaman biz hata yapıp, bizlerin onları 'o hale soktuğumuzu' düşünürüz. Bizi tembel kılan ve sonunda hayal kırıklığına uğratan şey, başkalarını kontrol ettiğimizi sandığımız düşüncesidir. Gerçek anlamda başkalarıyla ilişki kurmayı ve onları nasıl etkileyebileceğimizi öğrenmeye üşenmeye başlarız. İşleri başkalarını etkilemek olan birçok ebeveyn ve yönetici bu 'tembellik' tuzağına düşerler. Kontrol ettiklerini 'sanırlar', ancak aslında etmezler! İlişkilerimizin bir noktasında hepimiz başkalarını kontrol etmek için çalışmaya hazır görünürüz ve sonuç olarak etkili olan tutum ve ustalıkları geliştiremeyiz. Etkili olan tutum ve ustalıkları nasıl geliştiririz? İlk adım, başkalarını ve dünyayı kontrol etme çabasından vazgeçmektir. Birçok kişi için bu hiç de küçük bir adım değildir. Ancak bu noktada, stresinizin büyük bir bölümünün birden yok olduğunu göreceksiniz. İkinci adım ise, etkilemeyi öğrenmek ve uygulamaktır. Ama bu başka bir atölye çalışmasıdır ve onun adına hayat deriz! 

 

3. Direnmekten Kabul Etmeye Olan Geçiş

Bu en önemli etkileme yöntemidir ve onarılması gerektiren her ilişkinin temel ihtiyacıdır. Zorlama, doğru olmayan gibi görünene karşı direnmek ve onu değiştirmeye çalışmak demektir. Oysa kabul etmek, var olan durumu kabul ederek, başkalarının değişmesine yardımcı olan çok güçlü bir ilk adımdır! Direnmek genellikle geçmişe takılırken, kabul etmek şimdiye ve geleceğe odaklanır. Direnmenin altında yatan duygu korkudur ve tüm korkular egodan kaynaklanır. Sonuç olarak, her tür direnme aslında egodan çıkar.

 

Öyle görünüyor ki, hepimiz bir ego yaratmayı öğrendiğimiz için, tüm yaşamlarımızı direnmeyle geçiririz. Ego sadece yanlış bir öz anlayıştan kaynaklanır. Yanlış bir özdeşleşmedir aslında. Öz idrakımızı zihnimizde yarattığımız bir imge veya düşüncede kaybettiğimizde egoyu yaratırız. Olmadığımız bir şeyden bir kimlik yaratmaya çalışırız! Olmadığımız her şeyin değişken olduğunu anlamayız! Olmadığımız her şey kaybolabilir, zarar görebilir, tehdit altında kalabilir veya başka bir yere taşınabilir. Olmadığımız bir şeyle özdeşleştiğimiz zaman özümüzün zarar görebileceğine, tehdit altında kalabileceğine, başka bir yere taşınabileceğine veya kaybolabileceğine inanmaya başlarız. Bunun sonucu olarak, bilincimizin enerjisini korkuya dönüştürürüz. Korku duygusunu deneyimlemeye başlarız. Ve korku her zaman, herkes ve her şey ile olan ilişkilerimizde direnci yaratır. Bazıları bu korkuyu öyle geliştirir ki, tamamen içlerine kapanırlar ve kimseye açılamazlar. Açılmalarını sağlayacak her şeye karşı da direnirler. Çoğumuz idare eder ve fark etmeden korkularımıza katlanırız! Korkumuzun yarattığı direnme sonucu ortaya çıkan mutsuzluğumuzu gidermek için de eğlence, yemek, alışveriş ve belki de başka insanlar gibi çeşitli uyuşturuculara başvururuz! Hepimizin kaçış noktaları vardır!   

 

Tüm çatışmalar, aslında sadece iki insan arasında karşılıklı bir direnmeyle başlar ve sonra da kontrolden çıkar. Herkes ve her şey ile ilişki kurmak için tek yolun, kabul etmekten geçtiğini fark ettiğimiz zaman, yaşamımız gerçekten başlar. Herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabul etmek, kendine içten gelen derin bir mutluluk yaratmaya izin vermek anlamına gelir. Buna hoşnut olmak denir. Tek yapmamız gereken şey bağımlı olmaktan ve olmadığımız şeylerle özdeşleşmekten vazgeçmektir. Kabul etmenin kudreti hoşnutluğa giden yoldur. Korku bu yolun üzerinde yavaş yavaş kaybolur. Gerçekten de çok kolay! :-) 

 

4. Söylemekten Sormaya Geçiş

Bu, başkaları üzerinde gücünüzün olduğunu düşündüğünüzde gerçekleşir, oysa hiçbir güce sahip değilsiniz ve başkaları üzerinde de güç kullanamazsınız. Ancak, başkalarıyla birlikte güç kullanabilirsiniz! Güç kullanmak başkalarına devamlı söylemek, söylemek, söylemektir ve bir diktatörü kimse sevmez, oysa kudret 'akıllıca sorma' sanatıdır ki başkaları kendi potansiyellerini keşfederek kendi yollarını çizebilsinler. Başkalarına yol göstermenin ve güven, saygı ve anlayış üzerine kurulmuş ilişkilerin özünde bu yatar. Şu çok açıktır ki, başkalarına bir şey söylemeye başladığınızda, düşündüğünüz ve inandığınız bir şeyi başkasına zorla kabul ettirmeye çalışırsınız. Tabii ki, bazı bilgileri paylaşmanız istendiyse veya söyledikleriniz en son haberler veya ne hissettiğinizle ilgiliyse durum farklıdır. Kabul ettirmeye çalıştığınızda, emir verdiğinizde, talep ettiğinizde veya beklentide bulunduğunuzda söylediğiniz sözlerle zor kullanmakta olduğunuz anlamına gelir. Bu başkalarını manipüle etmek için zekice saklanmış iletişim yolları aracılığıyla yapılabilir. Bu da, tekrar kontrol etme moduna döndüğümüzü gösterir.

 

Sizi dinleyen diğer kişi açık ve ilgili bir biçimde sizi dinlemeye başlayabilir, ama söylediklerinizi yumuşatmadığınızda kısa zaman içinde kulaklarını ve zihnini size kapatmaya başlar. Bunu herhangi bir ergenin ebeveynine sorabilirsiniz! Gelişen bir ilişkinin büyük sırlarından biri sormak, sormak, sormaktır. Bu, açılmak için bir davettir; düşüncelerine değer veriyorum ve 'kendimi sana açtım' anlamına gelir. Ayrıca diğer kişiye saygı duyduğunuzu gösterir. Düşüncelerini paylaşmaları için onlara yardım edersiniz. Hepimiz biliyoruz ki, bu ilişkileri beslemek için en güçlü yöntemdir. Ancak bunu çoğunlukla unutuyoruz!

 

Zorlamadan kudrete geçiş yapabilmek için öz-farkındalık sürekli geliştirilmelidir. Ancak o zaman güçlü bir yöntem olarak yarattığımız anları ve davranışlarımızı fark etmeye başlayabiliriz. Bunun ana göstergesi, herhangi bir mutsuzluk duygusu ve "istediğimi elde edemiyorum" düşüncesidir.

Zorlamak yerine kudrete geçmek bir teknik değildir. Uyanan bir öz-farkındalığın sonucu olarak, yeni davranışlar sergilemek ve daha derin ve aydınlanmış iletişim kurabilmek için doğal bir önkoşuldur.  

 

Soru: Varsayalım ki yukarıda bahsedilen tüm dört geçişi yapabilmektesiniz. Sizce hangisine en çok odaklanmanız gerekli?

Düşünce: Sizce, zorlamaya çalıştığınızı gösteren en sık sergilediğiniz davranışlarınız hangileri?

Eylem: Sıkça gördüğünüz üç kişiyi seçin, onlara karşı ne tür zorlama kullandığınızı hatırlayın, onun yerine nasıl davranabileceğinizi hayal edin ve önümüzdeki hafta bu ilişkilerde bunun pratiğini yapın.

 

Mike George

 

Devamı..   2.Bölüm

e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta
e-jett V7: HMenu-1/R