Ruhsal Yaşamın 8 Prensibi

Anasayfa » Ruhsal Yaşamın 8 Prensibi
share on facebook  tweet  share on google  print  

Ruhsal Yaşamın 8 Prensibi

 

Ruhsal Yaşamın 8 Prensibi – Anthony Strano

Prensip 1: Gözlemle, İçine Alma

Gözlem, olumlu değişimlere ulaşmak istiyorsak ihtiyacımız olan sessiz bir beceridir. Bağımsız bir gözlemci olmak zihnimizi net ve özgür tutmak ve dolayısıyla, yeni bakış açılarına açık olmak anlamına gelir.

 Gözlemleyebilmek, yaratıcı, üretken ve etkili olmamızı sağlar çünkü daha gerçek ve iyi bir anlayış için yer açmışızdır. Bu beceriyi öğrenmede başarısız olursak, herhangi bir şart altında olumsuzluğa kapılmaya eğilimli oluruz. “Yanlış olan ne?” bataklığına saplanır kalırız ve bu da onları düzeltebilmekten bizi alıkoyar.

 

 Prensip 2: Farkında ol, Yargılayan değil!

Bir deyiş var: “Gör, ama görme! Duy ama duyma!” Bu, olumsuz olan da dâhil olmak üzere tüm gerçekliğin farkında olmak fakat onlara odaklanmamak anlamına gelir. Olumsuz olana takılır kalırız çünkü tepkiler kendini yargılama, suçlama, eleştiri ve etiketlemeler olarak açığa çıkartır. Yargıladıkça ve eleştirdikçe, her şeyi uygun kutulara yerleştirir, böylece bir kişi veya durumun kaderini zihinsel olarak mühürleriz.

Olumlu bir değişimi harekete geçirecek herhangi bir girdi yoksa vizyonumuz ve tutumumuz yargılayıcı ve eleştirel olarak kalmaya devam eder. Olumsuz bir girdiyle olumlu bir çıktı alınamaz. Başkalarının daha iyi olmalarını isteriz, fakat yardımcı olmak veya onlara inanmak veya iyi niteliklerini görmek yerine, geçmişe, zayıflık ve hatalarına odaklanırız!

 

 Prensip 3: Odak ve Akış

Güneş ve dünya, bizlerin de ondan çok şey öğreneceği,  basit ve temel bir yasanın örneğini gösterir. Bu yasa, hayatın tüm yönlerinin doğru bir şekilde hareket etmesinde çok yüksek bir öneme sahiptir. Güneş dünyaya ışık formunda hayat verir, dünya güneşin etrafında tekrar eden bir döngüyle sürekli döner.

Zaman ise dünyanın dengeli ve ahenkli döngüsel ritminin doğrudan bir sonucudur.

Derinlik ve yeniliğe ulaşmak için, bir odağa – düşünce, irade ve anlayışın yoğunlaşmasına- ihtiyaç duyarız. Ancak aşırı derecede odaklanırsak, katılaşır ve baskı hissederiz. Bu da yaratıcılık ve açıklığımızı yitirmemize neden olan bir dengesizlik yaratır.

Odak ve akış arasında çok zarif bir şekilde hareket etmemiz gerekir. Böylece kendimizi ifade etmemiz ve deneyimsel yaşamamız bir akış halinde ve doğal hale gelecektir.

 

 Prensip 4: Adım Atmak ve Geri Çekilmek

Herhangi bir faaliyetin uyumlu ve başarılı olabilmesi için, ne kadar ileri gideceğimizi ve ne kadar dışında kalacağımızı bilmeliyiz – aynı bir bahçıvan gibi; doğru zamanda tohum eken, bitkiyi sulayan ve sonra da doğanın kendi görevini gerçekleştirmesine izin vermek üzere resmin dışında kalan…

Bilge bahçıvan çok da dâhil olmaz; bunun karışmak olacağını bilir.  Tohumları ektikten sonra, filizlemiş mi diye bakmak için kökleri ertesi gün kazmaz. Ne de çok geri çekilip tohumları tamamen ilgiden mahrum bırakmaz.

Aynı şekilde, bizler de, başkalarına ve evrenin güçlerine kendi doğalarına göre hareket etme mesafesini bırakarak,  iyi niyet, saygı ve hoşgörü tohumlarını ekme ayrıcalığına sahibiz.

Çok sık olarak, tohumları eker, anında sonuç bekleriz. Yaptıklarımıza bağımlı hale geliriz, böylece her şeyin kendisine en uygun zamanda olması için yer bırakmayız. Ne zaman geri çekilip ne zaman adım atacağını bilmek çok da gerekli olan bir sanattır.

 

 Prensip 5: İltifat Edin, Rekabet Etmeyin

Ahenk, iyi hissetmek ve bireysel amaçlarımıza ulaşmak ancak bilincimiz herkesi kucakladığımızda mümkündür, kimseyi dışarıda bırakmadan.  Bu hayattaki her şeyin amacını bilen ve takdir eden bir bilinç anlamına gelir.

İnsanlar, bireysel veya toplu olarak, ayıran, dışarıda bırakan bir tutuma sahip olduğunda – yani kimliklerinin temeli kabiliyet ve ayrıcalığa dayalı olduğunda – ahenk, huzur ve kesinlikle sevgi de yitirilir. Kim olduğumuza değer vermek sağlıklı ve gerekliyken, kendi özel niteliklerimize bağımlı hale gelmek, başkalarını da bu niteliklere sahip olmadıkları için aşağı görmek sağlıksızdır ve şiddet içermektedir.

Hemen hemen daima, her seviyedeki çatışmanın nedeni, bir şekilde kendimizin başkalarından daha iyi olduğumuzu hissettiğimiz için, üste çıkma veya bastırmaya hakkımız olduğuna dair anlayışımızdır.

Rekabet etmekten ziyade tatlı sözler söylemeyi öğrendiğimizde, huzur ve daha da iyisi özsaygı olacaktır.

 

 Prensip 6: Bireysel ve Kollektif 

Bir insan olarak dolu dolu yaşamayı dileyen bir birey, bireysellik kadar kolektif olanın da kabul edilmesi gerektiğini anlamalıdır. Birçok insan her iki aşırı ucu da, çok zarar veren sonuçlarla keşfetmiş olmasına rağmen,  biri olmadan diğeri var olamaz.

Ruhsal olarak gelişen birey, kendi kişisel değerine dair bir anlayış geliştirir. Sahte bir alçakgönüllülüğe boyun eğmediği için, kendi eşsizliğini tanır ve kabul eder ve ne olmayı seçiyorsa bunda özgür olduğuna dair idraki kucaklar.

Aynı zamanda, bağımsızlık anlayışı önyargı olmaksızın başkalarına yaklaşmasına ve başarılı bir şekilde onlarla çalışmasına izin verir çünkü o kendisinde, kendisini gerçekleştirmiştir.   

 

Prensip 7: İnanç

İnandığımız şey gerçekleşir. İnandığımız şey, hayatımızın her anında bir veya başka şekilde mevcut olan en derindeki düşüncelerimizin yansımasıdır.

İnanç, her şeyin mümkün olduğunu idrak etmemize yardımcı olan anlayış enerjisidir – o vizyonumuzda bile olmasa ve de özellikle mantık sınırları içinde bile olmasa…

İnançla, bir şey yapmadan önce detaylı bir şekilde analiz etmek ve her şeyi bilmek gerekli değildir. İhtiyaç olan sadece birkaç temel gerçektir, o zaman eyleme geçebiliriz. Bir araç kullandığımızda, daha önce motorun nasıl çalıştığını bilmek için ısrar ediyor muyuz?

Modern dünyada, çok fazla düşünme, her sonucu kontrol etmeyi ve yönlendirmeyi isteme eğilimini görüyoruz. Böyle bir hayatın doğallığı ve sadeliği eksiktir. Bir çerçeveye ihtiyaç duymamıza rağmen, beklenmeyene, tahmin edilemeyene ve büyük sürprizlere yer açabilecek kadar esnek olunmalıdır.

 

Prensip 8: Koşulsuz Kaynak

Herhangi bir ihtiyaçla ve arzuyla koşullanmamış olan bir tek Varlık var evrende. O hiçbir şey istemediğinden, kontrol etme ve sahiplenme anlayışı olmadan her şey ona aittir. Daha ziyade, her şey bu Koşulsuz Kaynağa doğru çekilir çünkü O herkese özgürce saf sevgiyi uzatır ve karşılık beklemeden hizmet eder. Işık saçan bir mıknatıs gibi, zaman ve maddenin sınırlarının ötesinden, alma ve vermenin ötesinden, bir hesap peşinde olmadan. Kaynak her şeyi cezbeder çünkü O hiçbir şeyi arzulamaz ve sahip olduğu her şeyi verir.

Kaynağın sevgisi uttuğumuz gerçeklikleri, gizli potansiyelleri ve asli iyiliği bizim için ortaya çıkartan ruhsal bir ışık gibidir.

Sessizlikte, insan, Kaynakla, dinleyen, yardım eden ve hepsinden en iyisi bizim için daima orada olan Tanrı’yla - kişisel ve fayda sağlayan bir dostluk bulur.

 

e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta
e-jett V7: HMenu-1/R