Çelişki Kapılarından Geçmek

Anasayfa » Çelişki Kapılarından Geçmek
share on facebook  tweet  share on google  print  

Çelişki Kapılarından Geçmek

Anasayfa

 Meditasyon Etkinliklerimiz Bilgi Hazineleri Temsilciliklerimiz Bize Ulaşın
 

Çelişki (Paradoks) Kapılarından Geçmek...

Yaşam, her seviyedeki çelişkilerle bizlere bilmece gibi görünmektedir. Basit bir tanımlama ile çelişkiler; daha çok derin bir gerçeği gizleyen birbirine zıt ifadelerdir diyebiliriz.   Örneğin; ayakta durmanın yürümekten daha yorucu olduğu çelişkisi gibi…  

Ayakta durmanın yürümekten daha yorucu olacağını düşünmek mantıksız gibi gelebilir, fakat doğrudur. Çünkü aslında daha derin bir gerçek şudur; enerji sadece hareket ettiği zaman canlanır,  tazelenir ve yenilenir. 

Buradaki önemli nokta, çelişkiyi görme ve farkına varmanın, mantıksız düşünmek gibi görünenin sınırlamalarından bizi kurtarabileceğidir. Bunun için de şimdi gelin birlikte hepimizin yaşamımızın bir aşamasında kendimize sorduğumuz “nasıl yaşıyorum?” sorusu açısından üzerinde düşünmemiz gereken yedi çelişkiye bakalım:  

 

VERME VE ALMA Çelişkisi 

“Vermedikçe Alamazsın” 

Hayatımız boyunca tüm ilişkilerimiz çok çeşitli seviyelerde (nesneler, düşünceler, eylemler, dikkat, zaman vb.) vermenin ve almanın dinamikleri ile tanımlanır. Fakat bu dinamiğin özünde var olan esas çelişki şudur;  “vermek aslında almak” , “almak da aslında vermektir”.   

Yani; 

·        Almak için ilk önce karşınızdakine verme fırsatını siz vermek zorundasınız.

·        Almak için önce siz diğerlerinin almaya açık olduğunu kabul etmeli ve anlamalısınız. 

Hatta ruhsal düzeyde vermek ve almaktaki çelişki daha da derin bir hal almaktadır.  Hepimiz deneyimlerimizden biliriz, sevgiyle verdiğimizde o sevgi yola çıktığı andan itibaren, sevgiyi önce kendimiz hissederiz.  

Özetle diyebiliriz ki, sadece sevgi vererek (Hollywood sevgisi değil) ancak bizde var olanın sevgi olduğunun ve aslında kendimizin sevgi olduğunun farkına varabiliriz. Bu durum iki tane benlik var demek değildir. Fakat başkalarına sevgi vermekle sanki sevgiyi biz yine kendimizden alıyor gibi oluruz. Bunun tersi de doğrudur: biz başkalarının sevgisini almaya ne kadar çok açık olursak, onların da kendilerini sevgi olarak bilmeleri ve hissetmeleri için daha fazla fırsat vermiş oluruz. O halde bir zamanlar söylenmiş şu söz hiç de şaşırtıcı değildir:  

“Çelişki kapılarından geçerek sen de hakikati bulursun”.   

Bilinçli olarak yaşamda daha derin hakikatleri bulmaya çalıştığımızda, büyük olasılıkla her köşede bizi bekleyen çelişkileri de bulabiliriz ve bir zamanlar mantıklı olduklarına inandıklarımızı artık tam tersine çevirmemiz gerektiğini görebiliriz. 

MUTLULUK Çelişkisi

 

“Ne kadar çok şeyin varsa, o kadar daha az hoşnut olursun”

 Pek çoğumuz için bir şeyleri elde etme / bir şeylere sahip olma fikri mutluluk anlamına gelmektedir. Fakat şu bir gerçektir ki, onlar buna ne kadar çok inanırlarsa daha az huzur ve hoşnutluk deneyimlerler.

Çünkü hayattaki kazanımlarımız, rahatlıkla düşünce ve duygularımız üzerinde güvensizlik duygusunu tetikleyen kapanları oluştururlar. Bu açıdan eğer zihnen ve ruhen özgür değilsek, en derin şeklinin hoşnutluk olduğunu söyleyebileceğimiz gerçek mutluluğu da deneyimleyemeyiz. İşte belki bundan dolayı, daha mutlu, daha hoşnut insanlar daha az şey elde etme eğilimindedirler.  

BAŞKALARINI ANLAMA Çelişkisi

 “Kendini anlamazsan başkalarını da anlayamazsın”  

Başkalarını anlamak, bir anlamda bizim kendi kendimizi anlamamızdır. Zaman zaman şu cümleleri kullandığımız olur: Ben onları anlamıyorum. Oysa onları tanıdığımı zannediyordum, fakat şimdi anlıyorum ki, onları hiç tanımıyormuşum’.  

Aslında burada başkaları ile bağlılık ve uyum içinde olamamamızın altında yatan nedenin kendi benliğimize olan ilgisizliğimiz olduğunu fark edemiyoruz. Başkalarını anlayamadığımız da gerçekte şunu söylüyoruz: ‘Ben kendimi henüz tam anlamıyla anlayamadım’… 

Kendi içimizde hissettiğimiz duyguların gerçek nedenini tespit etmeyi öğrenene kadar başkalarının inançlarını, algılamalarını, duygularını fark edemeyiz ve anlayamayız. Örneğin; bir psikopat başkaları ile duygudaşlık kurma yeteneğine sahip değildir. Çünkü onlar bütün yaşamlarını kendi duygularını anlama ve hissetmekten kaçınarak geçirirler. Belki bunun için başkalarını tanımanın ve gerçekten anlamanın en iyi yolu bizim kendi niyetlerimizi, inançlarımızı, duygularımızı ve tutumlarımızı fark edip,  anlamak için zaman ayırmamızdır. 

KİŞİSEL MENFAAT Çelişkisi

 “Önce başkalarının menfaatlerine hizmet etmeden, kendi menfaatlerinize erişemezsiniz” 

Bütün kişisel menfaatler başkalarının menfaatlerine hizmet etmeye dayanmaktadır. Yani, sadece yalnız kalmak isteseniz bile bu diğerlerinin sizi yalnız bırakmalarına bağlıdır.  

Çoğunlukla başkalarının bize artık karışmayacağından emin olmayı beklesek de, onlara istediklerini temin edip verinceye kadar onlar bize hala karışmak için yollar bulacaklardır!  

Örneğin; Herhangi bir ülke kendi milli menfaatleri için harekete geçmeyi istese de,  bu her zaman başka ülkelerin rızasının olmasına ve onların koyduğu şartları yerine getirmesine bağlıdır ve ancak onların arzu ettikleri menfaatin yerine getirilmesine izin verirler. 

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; kendi menfaatine hareket etmek, ilk olarak başkalarının menfaatine hareket etmeyi gerektirmektedir. 

 

BİRLEŞME Çelişkisi

 “Birlik zaten mevcut... Her zaman!”

Bir grup veya topluluk içinde her zaman birlik çağrısı yapanların olduğunu görmüşüzdür. Bu çağrıda da “Biz birleşelim ve bu konuda tek bir tavır oluşturalım” derler.  Fakat aslında onlar başkalarının birliğini bozan tepkilere karşı tepki gösterdiklerinden diğerleriyle henüz kendileri birlik içinde değildirler. Bunun anlamı da; onların kendi içlerinde birlik ve barış içinde olmayıp, kendi içsel bölünmelerini grup üzerine yansıtmalarıdır. Onlar gruptan bazı şeyler isterler ve bu ‘Ben istediğimi alana kadar noksanım’ şeklindeki yanlış inanç temeline dayanır. Her ne kadar bilinçaltında olsa da…

Bu inançla çelişkili olarak diyebiliriz ki; “hepimiz zaten tam’ız ve görünenin ötesinde hepimiz zaten biriz”. Buradaki asıl önemli nokta, bizim o bütünlük/teklik farkındalığımızı kaybetmiş olmamızdır. Çünkü yüzeysel görünüşe takılmış durumdayız. Bu nedenle kendi bütünlüğümüzü bilemiyoruz ve etrafımızdaki dünyanın birliğini ve tekliğini görüp, hissedemiyoruz.

Çünkü hala bölünme ve ayrılmaya inanmaktayız.Çünkü hala;

·        Kendi benliğimizin olduğumuzdan başka şekilde olmasını,

·        Başkalarının olduklarından başka şekilde olmalarını,

·        Dünyanın da olduğundan başka şekilde olmasını istiyoruz...

Sadece içsel, algısal bölünmelerimizi çözdüğümüzde, ruhumuzdaki birçok sahte kimlik ve sayısız arzunun seslerini yatıştırdığımızda ve her şeyi olduğu gibi kabul ettiğimizde; yüzeyde görünenin arkasına bakabilir, onun altındaki tamlığımızın ve tekliğimizin her yerde ve daima olduğunu anlayabiliriz!

Doğal olarak bu da o kadar kolay kazanılacak veya başarılacak bir iç görü değildir, fakat bütün çağlar boyunca mistiklerin de favorisi olmuştur… 

SINIRLAMALARIMIZIN Çelişkisi

 

“Kendi sınırlamalarını hiç bilemezsin”

Kendi sınırlamalarınızı onları zorlayana kadar bilmemiz mümkün değildir. Eğer sınırlarınızı zorlamaya başlar ve buna devam ederseniz, siz de hiç olmayan daha derin bir gerçeği fark edebilme şansını yakalayabilirsiniz. 

Evet, fiziksel düzeyde bazı hareketlerimiz sınırlı olabilir, fakat zihinsel veya ruhsal düzeyde sınırlar yoktur. “Ben mümkün olduğunca zihinsel ve ruhsal olarak büyüyeceğim/gelişeceğim” demek yalnızca hayal gücünün sınırlamasıdır veya hayal edilmiş bir sınırlamadır.  “Şimdiye kadar gidebildiğim yere kadar gittim ve böyle de gideceğim” demek hafıza ile sınırlamadır ve geleceği sadece geçmiş açısından görmektir.

Sınırlarınızı zorlayana kadar kendi sınırlarınızı hiç bilemezsiniz ve sonra da onlar artık sizin sınırlarınız olmaktan çıkar! Bu da klasik bir çelişkidir işte…  

 

BİLİNCİNİZİ YÜKSELTME Çelişkisi

 

“Bilincinizi yükseltmek için ayaklarınız yere basmalıdır”

 Kişinin bilincini yükseltmesi demek, farkındalık seviyesini saflaştırması veya hassas bir şekilde ayarlaması demektir.  Bu da,  kendimizin ve başkalarının derin yanlarının farkında varmamız, yüksek kalitede enerji üretmemiz ve yaymamız anlamını taşımaktadır.  Yani daha fazla saflaşmış düşünce ve duygu içinde olmayı başarabilmedir. 

Fakat ayaklarımızı tam anlamıyla yere basmadan yani günlük yaşamdaki işlerle ve karşılaştığımız olaylarla gerektiği gibi ve sürekli uğraşmadan bilincimizi yükseltmek de mümkün değildir.  Birçokları her şeyin üzerine yükselme ve bir tür aydınlanmayı başarmayı umut ederek, kendilerini dünyadan izole etme hatasını yaparlar. Dolayısıyla bütün zamanlarını ve dikkatlerini mistik ve meditatif uygulamalarla geçirirler. Aydınlanmayı başardıklarında rutin, angarya ve dünyevi şeylerden özgür olabileceklerine inanırlar. Bu düşünce ve tutumlarının sonrasında ise ilerlemenin neden geçici ve yavaş olduğunu merak ederler. 

Çoğunlukla fark edilmeyen şudur ki, bilincimizi saflaştırmada bizi durduran ve kendi farkındalığımızı aşağıda tutan, bütün zihinsel, duygusal karışıklıkların çözülebilmesi ve serbest bırakılabilmeleri; ancak günlük yaşamımızda her an ve her yerde beraber olduğumuz insanlarla olan iletişimlerimize bağlıdır.  

Günlük yaşam içindekiler doğru şekilde ve sevgi enerjisi ile ele alınmadığında, hepsi bitmemiş işler şeklinde, bilincimizin içinde taşıdığımız birer yük haline gelirler. Bu yükler de, bilincimizin kalitesini sıradanlaştıran, dünyevi seviyenin ötesine ve üstüne çıkmasını olanaksızlaştıran içsel ağırlık halini alırlar.  

İşte bu bitmemiş işler, düşüncelerimizi kendisine çekmeyi ve duygularımızı rahatsız etmeyi sürdürüp dururlar. Bazen bu durum ‘senin karman’  şeklinde yorumlanır. Şöyle örnek verebiliriz; almayı düşündüğünüz her bir ürünün fiyatını bilmeden ve faturanızı tamamen ödemeden süpermarketten çıkamazsınız.  Ancak ödeme yaptıktan sonra o ürünler sizin tarafınızdan teslim alınabilir, taşınabilir ve nereye, ne zaman konulacağı seçimi ve tam kontrolü elinizde olabilir. Böylece kendinizi yere çekecek bir ağırlığın yükünü hiç yaratmazsınız.  Fakat tam tersine ödeme yapmadığınız takdirde bütün enerjinizi korku dolu olarak acele etmeye,  marketin sorumlusundan veya polisten kaçmaya harcarsınız!  

İşte eğer günlük yaşamımızda çözülmemiş konularla uğraşmaktan kaçınmayı sürdürürsek, zihinsel ve duygusal olarak ödenmemiş faturaları, tekrarlayan düşünceler ve sürekli rahatsız eden duygular olarak biriktiririz. Onlar yalnızca bizi ödeme yapmamız (çözüm) için kovalayacaktır, bu nedenle de bilincimizin kalitesini yükseltmemize engel olacaklardır.  

Özetle, eğer dünyanın üzerine çıkmak isterseniz dünyayı da beraberinizde götürmeye ihtiyacınız vardır. En azından bir süreliğine… İşte o sinir bozan çelişkilerden bir tanesi de budur…  

Soru: Yukarıdaki çelişkilerden hangisini şimdiki yaşamınızla en çok ilgili buldunuz?

 

Derin Düşünme: Bir çelişki çözmek için onun hakkında düşünmenin ötesine gidip onu ‘görmeye’ ihtiyacınız vardır. Meditasyonun amacı, bu nedenle düşünen zihni sakinleştirmek ve aklın içinden sezgisel ve mantıksal olarak neyin yükseldiğini gözlemlemektir.

 

Eylem: Yaşam şeklinizde yukarıdaki çelişkilerden her birini görmenin yaşamınızı nasıl değiştirebileceğine bakın.

a) vermek ve almak,

b) başkalarını anlamak,

c) birlik ve teklik,

d) bilinci yükseltme.

 

 C Mike George

 

e-bülten üyeliği
Ad Soyad
e-posta
e-jett V7: HMenu-1/R